erdalproduksiyon @ gmail.com

METZAMOR: BURNUMUZUN DİBİNDEKİ SANTRAL, GERÇEK RİSK NEREDE?

Ne “her an felaket olacak” diyebiliriz ne de “hiçbir sorun yok” diyebiliriz. Metzamor tartışmasının tam ortasında, bilimin gösterdiği daha karmaşık bir gerçek duruyor.

Yıllardır gündemimizi meşgul eden, zaman zaman korku ve endişeleri yeniden alevlendiren bir isim var: Metzamor Nükleer Santrali…

Kimi zaman “Bir deprem olursa ne olur?” sorusuyla gündeme geliyor, kimi zaman çevreye ve havaya yaydığı öne sürülen kanserojen maddeler üzerinden tartışılıyor. Farkındalık çalışmaları yapılıyor, haberler hazırlanıyor, açıklamalar yapılıyor. Fakat bütün bu tartışmaların sonunda hâlâ aynı soru ortada duruyor:

Metzamor gerçekten ne kadar tehlikeli?

Komşu ülke Ermenistan sınırları içerisinde, başkent Erivan'a yaklaşık 30 kilometre mesafede bulunan santral, Türkiye sınırına ise yaklaşık 16 kilometre uzaklıkta. Yani Iğdır'ın hemen yanı başında…

Bu durumda ister istemez başka sorular da geliyor:

Türkiye için tehlike oluşturan bir tesis, Ermenistan için neden oluşturmasın?

Ermenistan neden bu santralden vazgeçmiyor?

Metzamor kapatılırsa ne olur, kapatılmazsa ne olur?

Ve belki de en önemlisi:

Biz gerçekten Metzamor hakkında bildiklerimizi bilimsel veriler üzerinden mi konuşuyoruz, yoksa yıllardır tekrarlanan iddialar üzerinden mi?

Bu soruların yanıtını ararken, karşımıza iki uç görüş çıkıyor.

Bir tarafta Metzamor'u “çok tehlikeli, eski ve her an felakete yol açabilecek bir santral” olarak görenler var.

Diğer tarafta ise “modernize edildi, uluslararası kuruluşlar denetliyor, dolayısıyla hiçbir sorun yok” anlayışı…

Oysa bilimsel veriler, bize bu iki uç arasında çok daha dikkatli bir değerlendirme yapılması gerektiğini söylüyor.

Önce santralin kendisine bakalım

Metzamor Nükleer Santrali, Sovyetler Birliği döneminde inşa edildi. Santralin iki reaktöründen ilki 1976'da, ikincisi ise 1980'de elektrik şebekesine bağlandı. Her iki ünite de VVER-440 ailesinin Sovyet tasarımı reaktörleridir.

Bugün yalnızca ikinci ünite çalışıyor. Birinci ünite 1989 yılında kalıcı olarak kapatıldı. IAEA'nın güncel PRIS verilerine göre çalışan ikinci ünitenin net kapasitesi 416 megavat.

Burada dikkat çekici bir başka rakam var.

IAEA'nın 27 Temmuz 2026 tarihli verilerine göre Metzamor'un ikinci ünitesi 2025 yılında 2.700,74 GWh elektrik üretti ve Ermenistan'ın toplam elektrik üretiminin yüzde 30,6'sını karşıladı.

Bu rakam bize çok önemli bir gerçeği gösteriyor:

Metzamor, Ermenistan için sıradan bir elektrik santrali değil. Ülkenin elektrik sisteminin yaklaşık üçte birini taşıyan stratejik bir enerji kaynağı.

Dolayısıyla “Neden kapatmıyorlar?” sorusunun cevabını yalnızca güvenlik penceresinden aramak eksik kalıyor.

Deprem, Metzamor tartışmasının merkezinde

7 Aralık 1988'de Ermenistan'ın kuzeybatısında meydana gelen Spitak Depremi, ülkenin yakın tarihindeki en büyük felaketlerden biriydi.

Metzamor, deprem merkez üssüne yaklaşık 75 kilometre uzaklıktaydı.

Deprem sırasında santralin iki reaktörü de çalışıyordu ve santralde deprem nedeniyle büyük bir hasar meydana gelmedi. Ancak deprem sonrasında tartışmanın yönü değişti.

Artık soru yalnızca, “Metzamor bu depremde hasar gördü mü?” değildi. Asıl soru şuydu: “Bu santral, gelecekte meydana gelebilecek daha büyük bir depremi yeterli güvenlik marjıyla karşılayabilecek mi?” İşte bu soru, Metzamor'un geleceğini belirleyen en önemli tartışmalardan birine dönüştü.

Her iki reaktör de 1989 yılında kapatıldı. Ancak Ermenistan'ın içinde bulunduğu ekonomik ve enerji koşulları, bu kararın uzun süre devam etmesine izin vermedi.

Santral neden yeniden çalıştırıldı?

1988 depreminden sonra santralin kapatılması, Sovyetler Birliği'nin dağılması, ekonomik kriz ve enerji arzındaki sorunlarla birleşince Ermenistan ciddi bir enerji sıkıntısıyla karşı karşıya kaldı.

Bunun sonucunda ikinci reaktörün yeniden çalıştırılması kararlaştırıldı.

Yaklaşık 6,5 yıllık bir aranın ardından 5 Kasım 1995'te yeniden şebekeye bağlanan ikinci ünite, bugün hâlâ elektrik üretmeye devam ediyor. Birinci ünite ise bir daha çalıştırılmadı.

İşte Metzamor'un bugünkü tartışmasının temelinde biraz da bu tarih yatıyor:

Güvenlik nedeniyle kapatılan bir santral, enerji ihtiyacı nedeniyle yeniden açıldı.

“Bu kadar eski bir reaktör nasıl hâlâ çalışıyor?”

Metzamor hakkında en çok sorulan sorulardan biri de bu. Gerçekten de ilk bakışta haklı bir soru…

Ancak nükleer santraller için “40 yaşına geldi, artık otomatik olarak tehlikelidir” şeklinde bilimsel bir kural bulunmuyor.

Bir reaktörün güvenli şekilde çalışıp çalışamayacağı; yaşı kadar, hatta bazı durumlarda yaşından daha fazla, reaktör basınç kabının durumu, malzeme özellikleri, metal yorgunluğu, soğutma sistemleri, acil durum sistemleri, elektrik altyapısı, deprem dayanımı, radyasyon izleme sistemleri, işletme güvenliği ve çok sayıda başka teknik parametrenin değerlendirilmesine bağlı.

Bu nedenle eski reaktörlerin kapsamlı incelemeler ve modernizasyonlarla işletme sürelerinin uzatılması, nükleer enerji sektöründe başlı başına olağan dışı bir uygulama değil. Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Modernize edilmiş olmak, bir reaktörü yeni nesil bir reaktöre dönüştürmez.

Metzamor 2'nin temel tasarımı Sovyet döneminin VVER V-270 tipi reaktörüne dayanıyor. IAEA PRIS veri tabanı da reaktörü bu modelle tanımlıyor.

Metzamor 2036'ya kadar yaşayacak mı?

Bugün tartışmanın en sıcak başlıklarından biri de bu. Metzamor 2'nin işletme lisansı Eylül 2026'ya kadar uzatılmış durumda. Ermenistan ise yapılan yatırımlar ve güvenlik çalışmalarıyla santralin işletme süresini 2036 yılına kadar uzatmayı hedefliyor.

2021 yılında gerçekleştirilen yaklaşık 140 günlük kapsamlı bakım ve modernizasyon çalışmaları sırasında reaktör basınç kabına yönelik ısıl işlem uygulandı; acil durum soğutma ve güç besleme sistemleri de geliştirildi. Reaktörün elektrik kapasitesi 376 MW'tan 416 MW'a çıkarıldı.

Ardından Aralık 2024'te Rosatom iştiraki Rusatom Service ile yaklaşık 65 milyon dolarlık yeni bir modernizasyon sözleşmesi imzalandı. Çalışmaların 2036'ya kadar işletmeyi desteklemesi amaçlanıyor ve santral Nisan 2026'da bu çalışmalar kapsamında planlı bir duruşa girdi.

Fakat burada çok önemli bir noktayı gözden kaçırmamak gerekiyor.

2036 tarihi, “santral kesinlikle 2036'ya kadar güvenlidir” anlamına gelmiyor.

Nitekim Avrupa Nükleer Güvenlik Düzenleyicileri Grubu'nun (ENSREG) 2026 tarihli değerlendirmesi, Metsamor stres testlerinin uygulanmasına ilişkin incelemeyi kabul ederken açıkça şu uyarıyı yapıyor:

Stres testleri, santralin genel güvenliğini değerlendiren kapsamlı bir çalışma değildir ve tek başına işletme ömrünün uzatılmasını gerekçelendiremez.

Bu ayrım son derece önemli. Çünkü “stres testinden geçti” demek ile “santralin bütün güvenlik sorunları çözüldü” demek aynı şey değildir.

Peki, Metzamor güvenli mi?

İşte burada kesin hükümler vermek yerine bilimsel yaklaşımı korumak gerekiyor.

“Metzamor kesinlikle tehlikelidir.” Bu ifade, tek başına mevcut bilimsel verilerle desteklenebilecek kadar kapsamlı bir sonuç değildir. Ama, “Metzamor'un hiçbir güvenlik sorunu yoktur.” demek de aynı ölçüde doğru değildir.

Çünkü santral eski nesil bir tasarıma sahip, sismik açıdan hassas bir bölgede bulunuyor ve işletme süresinin uzatılması için sürekli teknik değerlendirmelere, modernizasyonlara ve düzenleyici denetime ihtiyaç duyuyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın teknik destek sağlaması veya güvenlik iyileştirmelerini olumlu değerlendirmesi de santralin “yüzde 100 risksiz” olduğu anlamına gelmez.

Zaten nükleer güvenlik anlayışının temelinde de “sıfır risk” kavramı yoktur.

Amaç; riski mümkün olan en düşük seviyeye indirmek, kazaların meydana gelme ihtimalini azaltmak ve bir kaza meydana geldiğinde sonuçlarını çok katmanlı güvenlik sistemleriyle mümkün olduğunca sınırlamaktır.

Türkiye açısından asıl mesele: Deprem

Metzamor söz konusu olduğunda Türkiye açısından en fazla üzerinde durulması gereken konuların başında deprem geliyor. Çünkü mesele yalnızca “1988 depreminde santral ayakta kaldı” demekle bitmiyor.

Bilimsel açıdan asıl önemli olan, santralin bulunduğu bölgedeki sismik tehlikenin doğru şekilde belirlenmesi ve tesisin bu tehlikeye karşı yeterli güvenlik marjına sahip olduğunun gösterilmesi.

Bu nedenle sismik tehlike analizleri ve stres testleri Metzamor'un güvenlik değerlendirmelerinde önemli bir yer tutuyor.

 

Türkiye açısından konu, bu nedenle yalnızca Ermenistan'ın iç meselesi olarak görülemez. Çünkü Metzamor Türkiye sınırına çok yakın. Ciddi bir nükleer kaza meydana gelmesi halinde bunun sınır aşan çevresel ve halk sağlığı sonuçları doğurabilmesi teorik olarak mümkündür.

Ancak burada da korkuyla bilimi birbirinden ayırmak gerekiyor.

Metzamor bir nükleer bomba değildir

Zaman zaman kamuoyunda, “Santral her an Türkiye'yi tehdit eden bir nükleer bomba gibi.” şeklinde ifadeler kullanılabiliyor. Bu, bilimsel açıdan doğru bir tanımlama değildir.

Nükleer enerji santrali ile nükleer silah aynı şey değildir. Ancak bu durum bir nükleer reaktörde ağır bir kazanın ciddi sonuçlar doğuramayacağı anlamına da gelmez.

Büyük bir reaktör kazasında radyoaktif maddelerin çevreye yayılması, çevresel kontaminasyon, insanların tahliye edilmesi ve uzun süreli çevresel etkiler gibi ciddi sonuçlar ortaya çıkabilir.

Fakat böyle bir kazanın gerçekleşme olasılığı ve sonuçlarının boyutu; reaktör tasarımı, güvenlik sistemleri, dış olaylara dayanıklılık, işletme güvenliği, acil durum yönetimi ve daha birçok değişkene bağlıdır.

Dolayısıyla: “Risk var” demek ile “felaket kaçınılmaz” demek arasında çok büyük bir fark vardır.

Peki, Ermenistan neden kapatmıyor?

Belki de bütün bu araştırmanın en basit görünen ama en önemli sorusu bu.

Cevabı ise büyük ölçüde enerji güvenliğinde yatıyor.

IAEA'nın güncel verileri, Metzamor'un 2025 yılında Ermenistan'ın elektrik üretiminin yüzde 30,6'sını karşıladığını gösteriyor.

Yani Ermenistan bugün Metzamor'u kapattığında, ülkenin elektrik üretiminin yaklaşık üçte birinin yerine başka bir kaynak koymak zorunda. Bu nedenle Ermenistan'ın izlediği yol kabaca şöyle:

Mevcut santralin güvenliğini mümkün olduğunca artırmak, işletme süresini uzatmak, yeni nükleer kapasite oluşturmak ve ardından eski reaktörü devreden çıkarmak.

Nitekim Ermenistan'ın uzun vadeli planlarında yeni nükleer kapasite oluşturma hedefi bulunuyor. Ülke aynı zamanda küçük modüler reaktörler, yani SMR'ler konusunda da seçenekleri değerlendiriyor.

Başka bir ifadeyle Ermenistan'ın amacı yalnızca “Metzamor'u sonsuza kadar çalıştırmak” değil. Metzamor'un yerine geçebilecek yeni bir enerji altyapısı oluşturmak.

Fakat burada Rusya faktörü de var

Metzamor, Sovyet teknolojisiyle inşa edilmiş bir santral. Bugün de yakıt ve teknik altyapısında Rusya önemli bir aktör. Özellikle mevcut reaktörün modernizasyonunda Rosatom iştiraki şirketlerin önemli rol üstlenmesi, santralin teknik geleceği kadar jeopolitik boyutunun da bulunduğunu gösteriyor.

Ancak Ermenistan'ın yeni nükleer kapasite arayışları yalnızca Rusya seçeneğiyle sınırlı değil. Ülkenin yeni nükleer santral ve SMR konusunda farklı teknoloji ve ülkelerle görüşmeler yürüttüğü biliniyor.

Sonuç olarak korku değil, bilim bize ne söylüyor?

Metzamor hakkında yıllardır süren tartışmaların belki de en büyük problemi, konunun çoğu zaman iki uç arasında sıkışıp kalması.

Bir tarafta: “Metzamor çok eski, kesinlikle tehlikeli.”

Diğer tarafta: “Modernize edildi, hiçbir problem yok.”

Oysa gerçek, bu iki cümlenin arasında ve çok daha dikkatli bir yerde duruyor. Metzamor, eski nesil bir Sovyet reaktörüdür. Sismik açıdan hassas bir bölgede bulunmaktadır. Türkiye sınırına oldukça yakındır. Bu nedenle güvenliği Türkiye açısından da önem taşımaktadır.

Ancak aynı zamanda ciddi modernizasyonlardan geçirilmiş, uluslararası güvenlik değerlendirmelerine konu olmuş ve Ermenistan'ın elektrik üretiminde bugün yaklaşık üçte birlik paya sahip stratejik bir tesistir.

Dolayısıyla Metzamor'u “her an felaket yaratabilecek kontrolsüz bir santral” şeklinde tanımlamak bilimsel verilerle örtüşmez. Ama “bütün güvenlik sorunları çözülmüş, tamamen risksiz bir tesis” demek de bilimsel gerçekliğe uymaz.

Belki de Metzamor için bugün yapılabilecek en doğru tanım şudur: Eski nesil bir reaktörün, kapsamlı modernizasyonlar ve sürekli güvenlik değerlendirmeleriyle işletilmeye devam ettiği; ancak özellikle sismik risk nedeniyle güvenliğinin sürekli denetim ve iyileştirme gerektirdiği bir nükleer santral…

Ve Türkiye açısından asıl ihtiyaç, korkuyu büyütmek ya da tehlikeyi küçümsemek değil. Bilgiye sahip olmak. Çünkü Metzamor'u konuşurken ihtiyacımız olan şey ne panik ne de rehavet…

İhtiyacımız olan; bilim, şeffaflık, sürekli denetim ve olası bir sınır aşan nükleer acil duruma karşı hazırlıklı olmaktır. Çünkü nükleer güvenlikte en doğru yaklaşım, “Bize bir şey olmaz” demek değildir.

En doğru yaklaşım, “Risk varsa onu bilimle ölçelim, azaltalım ve olası en kötü senaryoya karşı da hazırlıklı olalım” diyebilmektir.