mehmetbayat @ gmail.com

ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasının nedenleri

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik 28 Şubat 2026’da başlattığı askeri saldırılar, bölgedeki çok uzun süreli gerilimlerin sonucu olarak gerçekleşti. Bu çatışma, farklı siyasi, askeri ve güvenlik kaygılarına dayanıyor. İşte temel sebepler:

Nükleer program ve “tehdit” algısı

ABD ve İsrail, İran’ın nükleer programı ve balistik füze kapasitesini “bölgesel ve uluslararası güvenlik için büyük bir tehdit” olarak görüyorlar.
Resmi açıklamalarda, İran’ın nükleer silah geliştirme potansiyeline sahip olduğu ve bu nedenle saldırının “önleyici” amaçla yapıldığı belirtildi.
Müzakere sürecinin tıkanması

Uzun süredir İran ile ABD arasında nükleer görüşmeler sürüyordu, ancak devam eden müzakereler sonuç vermedi ve taraflar arasında güven kaybı büyüdü. Bu nedenle bazı liderler askeri seçeneğe yöneldi.
İsrail’in güvenlik endişesi

İsrail yönetimi İran’ı varoluşsal bir tehdit olarak görüyor. İran’ın bölgedeki nüfuzunu güçlendiren militan gruplarla ilişkisi, İsrail için kırmızıçizgi sayılıyor. Bu yüzden İsrail kendi güvenliğini sağlamak için harekete geçtiğini söylüyor.
Rejim değişikliği söylemleri

Bazı açıklamalarda, saldırıların İran’daki mevcut yönetimi zayıflatmak veya değiştirmek amacını da taşıdığı ima edildi. Bazı liderler, daha farklı bir İran rejiminin ortaya çıkmasının bölgeye barış getirebileceğini iddia etti.
Bölgesel gerilimlerin uzun süredir artması

Bu saldırı ani bir olay değil; İran ile ABD ve İsrail arasında yıllardır süren düşmanlık ve çatışma riskinin bir sonucudur. 2020’lerden beri İran’ın nükleer faaliyetleri ve bölgedeki vekil gruplara desteği, üç ülke arasında sık sık gerilimlere yol açtı.

Sonuç olarak: ABD ve İsrail saldırısını, İran’ın nükleer ve askeri kapasitesinin büyük bir güvenlik tehdidi oluşturduğu iddiasıyla açıklıyorlar. Diğer yandan bu tür saldırılar uluslararası hukuk ve diplomasi açısından çok tartışmalı ve bölgede büyük endişelere yol açıyor.