Muhtar: Mahallenin Kalbi mi, Sistemin Hatırası mı?
Bir süredir sosyal medyada aynı soru dolaşıp duruyor: “Muhtarlar ne işe yarar?”
Basit gibi görünen bu soru, aslında bir mesleğin değil, bir dönemin sorgulanmasıdır.
Bir zamanlar muhtar, bir mahallenin kalbiydi. Devletin sokaktaki yüzüydü. Onun kapısı, sadece bir büro değil; çaresizin umudu, yoksulun sığınağı, vatandaşın devlete uzanan en kısa yoluydu. Herkes muhtarın nerede, hangi saatte bulunacağını bilirdi. Bir evrak gerektiğinde ilk çalınan kapı oydu. İkametgâh belgesi, nüfus cüzdan sureti… Belki bugün gereksiz görünen o belgeler, aslında muhtarın hayatın tam ortasında olduğunun göstergesiydi.
Mahallenin fakirini bilirdi. Kimin evinde aş kaynamadığını hissederdi. Hangi sokakta su akmadığını, hangi evde hasta olduğunu, hangi gencin iş aradığını bilirdi. O, resmi bir makamdan çok, mahallenin vicdanıydı.
Sonra zaman değişti.
Devlet dijitalleşti. Evraklar ekrana sığdı. İmzalar şifreye dönüştü.
Artık bir zamanlar muhtarın masasından geçen işlemler, cebimizdeki telefonun cam yüzeyine dokunarak hallediliyor.
Bir ikametgâh belgesi almak için artık muhtarın kapısını çalmıyorsunuz. Birkaç saniye içinde, kimseyle konuşmadan, kimsenin yüzüne bakmadan işleminizi tamamlıyorsunuz. Devlet hızlandı, sistem kolaylaştı.
Ve böylece muhtar, fark edilmeden hayatın merkezinden kenarına doğru itildi.
Bugün birçok insan, seçtiği muhtarı tanımıyor. Görev süresi boyunca kapısını çalmıyor. Hatta çoğu zaman varlığını bile hatırlamıyor. Hal böyle olunca muhtarlık, toplumun gözünde bir hizmet makamından çok, sabit maaşlı bir statü kapısı gibi algılanmaya başlıyor.
Oysa madalyonun diğer yüzünde farklı bir gerçek var.
Muhtarlar kendilerinin yerel demokrasinin en önemli yapı taşlarından biri olduğunu, görevlerinin hafife alındığını, yetkilerinin daraltıldığını ve haklarının yetersiz kaldığını savunuyor. Daha güçlü bir statü, daha net bir görev tanımı ve daha işlevsel bir sistem talep ediyorlar.
Türkiye Muhtarlar Sendikası Başkanı Mustafa Altay, taleplerini şöyle sıralamış: Muhtarlar kamu görevlisi statüsüne alınsın, ekonomik ve sosyal hakları yeniden düzenlensin, ödenekler kademeli maaş sistemiyle 35 bin TL ile 50 bin TL arasında güncellensin. Sosyal güvence sistemi 4/b yerine 4/c statüsüne geçirilsin. Ayrıca, mahalle muhtarlıkları tüzel kişilik kazanarak; köy muhtarlıkları, özel idareler ve belediyeler gibi Anayasa’nın 127. maddesi kapsamında mahalli idareler arasında yer alsın. Altay, açıklamalarında 442 sayılı köy kanunu ile 4541 sayılı mahalle kanununun günümüz şartlarına uygun şekilde güncellenerek işlevsel hale getirilsin çağrısında bulunmuş.
Yani bir tarafta “Muhtar ne işe yarar?” diye soran bir toplum,
diğer tarafta “Bize gerçek görevimizi verin” diyen muhtarlar var.
Mahalleliye göre muhtarlık, sadece belge mühürleyen bir makam değildir. Muhtarlık, mahallenin nabzını tutmaktır. Sokağın sesini duymaktır. Çöp kokusunu fark etmek, karanlık sokak lambasını görmek, yaşlı bir komşunun yalnızlığını hissetmektir.
Bugün insanların en çok şikâyet ettiği altyapı sorunları, çevre kirliliği, sosyal eksiklikler… Bunların her biri aslında muhtarın varlığını hissettirmesi gereken alanlardır.
Belki de muhtarlık, yetkisini değil, anlamını kaybetti.
Çünkü bir makamı yaşatan maaşı değil, ihtiyaçtır.
İhtiyaç ortadan kalktığında, makam kalır ama anlamı silinir.
Bugün iki beklentiyi net görüyoruz.
Bir yanda daha fazla yetki ve statü isteyen muhtarlar,
diğer yanda daha fazla görünürlük ve hizmet bekleyen mahalleli.
Muhtar, ya yeniden mahallenin kalbi olacak ya da sessiz bir hatıra olarak kalacak. Kararı ne sosyal medya, ne kanunlar verecek. Kararı muhtarın kendisi verecek.
Çünkü bir mahallede muhtar varsa, hissedilir. Hissedilmiyorsa, sadece seçilmiş olur. Bir mahallede çöp kokusu günlerce kalıyorsa, bir sokak haftalarca karanlıksa, çevre kirliliği had safhaya ulaşmışsa, bir yaşlı aylarca kapısını çalan olmadan yaşıyorsa, orada muhtar vardır ama muhtarlık yoktur.



