erdalproduksiyon @ gmail.com

Aşkın Takvime Sıkıştırıldığı Gün: Sevgililer Günü

Sevgililer Günü neyi ifade eder, neden önemsenir, nasıl doğmuştur, geçmişi nedir?

Bugün yüklenen anlam nedir?

Bu sorulara cevap aramak, sadece bir günün hikâyesini öğrenmek değil; aynı zamanda doğruyla yanlışı kime göre ve neye göre değerlendirdiğimizi de sorgulamaktır. Sevgililer Günü’nü bugünkü temsil ettiği anlamla mı ele almalıyız, yoksa perde arkasında, tarihsel derinliğinde hedeflenen bir amaca mı hizmet ediyoruz? Topluma fayda sunan iyi niyetli bir gelenekle mi karşı karşıyayız, yoksa geçmişten bugüne taşınan kültürel bir misyonun uzantısıyla mı?

Bu soruların cevabını aradığımızda, ister istemez Sevgililer Günü’nün kökenine uzanıyoruz.

Bazı kaynaklar, en eski uzantıyı Antik Roma’daki Lupercalia Festivaline dayandırır. Roma’da kötü ruhları kovmak, sağlık ve bereketi hâkim kılmak amacıyla 13–15 Şubat tarihleri arasında kutlanan bu festivalde; bereket, arınma ve doğurganlık temaları öne çıkıyordu. Ritüeller arasında kura ile eşleşmelerin yapılması, Aziz Valentine efsanesiyle benzer çağrışımlar barındırıyor.

Bugünkü adını aldığı asıl kaynak olarak görülen Aziz Valentine efsanesidir. MS 3. yüzyılda yaşadığı kabul edilen Aziz Valentine, İmparator II. Claudius’un askerlerin evlenmesini yasaklamasına karşı çıkarak genç çiftleri gizlice evlendirdiği gerekçesiyle yakalanmış ve 14 Şubat’ta idam edilmiştir. Her ne kadar bu anlatılar tarihsel belgelerle kesinlik kazanmasa da, fedakârlık, sevgi ve sadakat temalarının güçlü olması nedeniyle Kilise, bu günü Valentine’in anısına kutsal bir gün ilan etmiştir.

14. yüzyılda Geoffrey Chaucer gibi şairlerin 14 Şubat’ı “kuşların eş seçtiği gün” olarak betimlemesiyle birlikte Sevgililer Günü, edebiyat aracılığıyla romantik aşkla ilişkilendirilmiştir.

Asıl kırılma ise modern dönemde yaşanmıştır. Özellikle ABD merkezli olarak; çiçek, çikolata, takı, restoran, medya ve reklam sektörleri aracılığıyla Sevgililer Günü hızla ticarileşmiştir. 19. yüzyılda Amerikalı Esther Howland’ın seri kart üretimiyle bu gün küresel bir boyut kazanmış; sinema, diziler ve sosyal medya sayesinde kültürel farklar silikleşmiş, aynı semboller dünyanın dört bir yanında dolaşıma girmiştir: kırmızı gül, kalp, mum, romantik akşam yemeği…

1969 yılında Katolik Kilisesi Sevgililer Günü’nü resmî takviminden çıkarmış olsa da, gün halkın hafızasındaki yerini korumuş, hatta daha da güçlendirmiştir.

Bugün Sevgililer Günü; sevenlerin duygularını ifade ettiği romantik bir hatırlatma olarak görülürken, toplumsal açıdan ilişkisi olanla olmayanı ayıran, yalnızlık hissini derinleştirebilen bir baskı alanına dönüşmüştür. Ekonomik açıdan ise tüketimi teşvik eden, duygunun metalaştığı ve “seviyorsan göster” söyleminin hâkim olduğu bir gün hâline gelmiştir.

 

Dünü ve bugünü yan yana koyduğumuzda tablo nettir:

Dün fedakârlık ve sadakat, bugün gösteri ve tüketim.

Dün mektup ve söz, bugün hediye ve paylaşım.

Dün gizli ve mahrem, bugün kamusal ve görünürlük.

Dün inanç ve edebiyat, bugün reklam ve algoritma.

Buradan çıkarılacak sonuç şudur: Sevgililer Günü, masum bir aşk gününden ziyade, ticari icatlarla şekillendirilmiş bir kültürün aynasıdır. Bugün taşıması gereken anlam, takvimdeki bir rakamdan çok; samimi niyetlere atılan bir imza olmalıdır.

Peki, İslam kültüründe bu güne nasıl bakılır?

İslam sevgiyi reddetmez; aksine onu ahlaki bir zemine oturtur. Kur’an-ı Kerim’de Rum Suresi 21. ayette, eşler arasındaki sevgi ve merhametin Allah’ın ayetlerinden olduğu ifade edilir. İslam toplumunun esası aile, ailenin temeli ise sahih bir nikâhla kurulan birlikteliktir. Eşler arasına yerleştirilen sevgi, geçici bir duygu değil; sorumluluk ve merhametle beslenen bir bağdır.

İslam’a göre ibadet ve kutsallık içeren günler vahiy kaynaklı olmalıdır. Sevgililer Günü ise pagan ve Hristiyan kökenlidir. Bu nedenle birçok âlim, Müslümanların başka toplumlara ait dini günleri kutsallık atfederek kutlamasını doğru bulmaz. Ayrıca Sevgililer Günü’nün günümüzdeki pratiği; nikâh dışı ilişkileri teşvik eden, mahremiyet sınırlarını zorlayan ve cinselliği romantizm adı altında normalleştiren bir zemin sunduğu için İslam ahlakıyla çelişir.

İslam israfı yasaklar, gösterişi eleştirir, sevgiyi maddiyata indirgemeyi onaylamaz. Bu yönüyle Sevgililer Günü’nün bugünkü formu, duygunun parayla ispatlandığı bir anlayışı beslemektedir.

Bununla birlikte bazı âlimler; eğer bu güne dini anlam yüklenmiyorsa, kutsal görülmüyorsa, israf ve haram unsurlar barındırmıyorsa, sevgi ifadesi olarak değerlendirilmesinin mümkün olabileceğini ifade eder. Ancak burada temel uyarı nettir: Sevgi bir güne hapsedilmemelidir.

Sonuç olarak İslam kültüründe Sevgililer Günü; dini bir gün değildir, kutsallık atfedilmez, nikâh dışı ilişkiler meşrulaştırılamaz. Ancak sevgi yasak değildir; eşe değer vermek teşvik edilir, merhamet ve muhabbet esastır. Müslüman için sevgi, takvimle sınırlı değildir; gizli değildir ama ölçülüdür.