erdalproduksiyon @ gmail.com

Boş Kalan Dükkânlar, Dolan Cepler Değil; Çöken Ekonomi

Kiralar her şeye rağmen durmuyor; aksine her gün biraz daha yükseliyor. Öyle ki boş duran bir dükkân, kiracısını bulmadan önce defalarca fiyat değiştiriyor. Mekân boş ama beklenti dolu. Bu belirsizlik, sadece piyasayı değil, kiracıları da yıpratıyor. Sürekli artan rakamlar, artık ekonomik bir sorun olmanın ötesinde psikolojik bir baskıya dönüşmüş durumda.

Geçimini sağlamak için mücadele eden esnaf; mutfak masrafı, gıda, giyim, çocukların eğitimi, elektrik, su, doğal gaz, internet ve telefon faturaları arasında sıkışmışken, kiralar karşısında tamamen çaresiz bırakılıyor. Günün sonunda ayakta kalma mücadelesi veren kişi, emeğinin karşılığını değil; artan kira taleplerini hesaplamak zorunda kalıyor.

Aslında ekonomik çöküşün fitili tam da burada ateşleniyor. Kiralar… Emsaline sıkça rastladığımız üzere, daha bir yıl öncesinden konuşulup karara bağlanan kira bedelleri, sözleşme süresi dolmadan yüzde yüz, hatta yüzde yüz yirminin üzerinde artışlarla yeniden dayatılıyor. Bu tablo ne piyasa gerçeğiyle ne de vicdanla açıklanabiliyor.

Daha da vahimi, yüksek kira beklentisinde ısrar eden mülk sahiplerinin, dükkânları yıllarca boş kalsa bile geri adım atmaması. Bu anlayış sadece esnafı değil, doğrudan ekonomiyi vuruyor. Boş kalan her dükkân, üretimden kopan bir iş kolu; artan her kira talebi ise hızlanan bir geçim krizidir.

Üstelik çoğu zaman “kiralık yer bulmanın sevinciyle” yapılan hatalar da süreci daha kırılgan hale getiriyor. Resmî bir sözleşme yapılmadığında, mülk sahibinin bir süre sonra “Bu fiyat, ya ver ya çık” demesi sıradanlaşıyor. Hatta bazı mülk sahipleri, “Dükkânım boş kalsın, en azından zarar etmem” diyebiliyor. Bu bakış açısını anlamak zor, ama işte piyasanın görünmeyen yıkımı tam da burada başlıyor.

Piyasanın düzensizliğinin bir başka yüzü de şu: Bugün boş gördüğünüz bir dükkânın fiyatı, boş kaldığı her gün değişebiliyor. Geçen yıl otuz bin lira istenen bir yerin, bugün yüz bin liraya çıkması artık kimseyi şaşırtmıyor. Ardından da şu cümle geliyor: “Daire kirasının yarı fiyatı bile değil.”

Oysa düşünülmeyen şey açık: Bir dairenin odası, salonu, mutfağı, banyosu, balkonu var. Metrekare hesabı, konforu, kullanım alanı aynı mı?

Bir dükkânın mevkii, metrekaresi ve kullanım şartlarına göre belirlenmiş adil ve standart bir fiyat kriteri olmadığı sürece, kiralar dörtnala koşmaya devam edecek; esnaf ise iki yakasını bir araya getiremeyecek.

Oysa çözüm imkânsız değil. Nasıl ki her mülkün bir tapu kaydı varsa, kiralık mülklerin de kayıt altına alındığı, sözleşmenin resmî olarak yapıldığı ve kira bedellerinin belirli kriterlere göre belirlendiği dijital bir sistem, bu karmaşayı büyük ölçüde çözebilir.

Bir şehri şöyle bir dolaşın. Yıllardır kapısı açılmayan, viraneye dönmüş dükkânlar size çok şey anlatır. Boş kalan her dükkân, sadece bir mülk değil; kaybolan bir iş, kapanan bir umut ve pahalılaşan bir hayat demektir. Yüksek kirayla tutulan dükkânın, yüksek fiyatla mal satması ya da hizmet vermesi artık “normal” sayılıyor. Zincirleme ilerleyen bu düzen, sessiz ama son derece etkili bir ekonomik yıkım silahıdır.

Hani derler ya; bir çivi bir nalı, nal bir atı, at bir komutanı, komutan bir orduyu, ordu da bir ülkeyi kurtarır. Ekonomi de böyle işler: Zincirleme, birbirine bağlı ve hassas. Bahaneleri bir kenara bırakıp ülkenin ve milletin ayakta kalması için sorumluluk almadığımız sürece, hepimiz bu çöküşe sessizce ortak oluruz.