Eleştiri mi, Yoksa Manipülatif Gazetecilik mi?
Son günlerde sosyal medyada gündeme gelen, belki de bilinçli bir şekilde gündem oluşturulmaya çalışılan bir konu var: Bir üniversite öğrencisinin yemekhanede sunulan menüyle doymadığını dile getirdiği video.
Bir tas çorba, bir tabak makarna, yanında az miktarda patates kızartması ve tavuk dönerden oluşan menüyü yeterli bulmadığını belirten bir öğrencinin bu görüntüleri sosyal medyada paylaşmasıyla başlayan tartışma, kısa sürede farklı mecralara taşındı. Öğrencinin iddiası, sunulan yemeğin kendisini doyurmadığı yönündeydi. Ancak tartışmanın odağı, zamanla menünün bütünü yerine tabağındaki tavuk döner miktarına indirgenmiş görünüyor.
Burada asıl üzerinde durulması gereken mesele, bir öğrencinin yemek hizmetinden memnun olup olmaması değil, bu memnuniyetsizliğin nasıl ele alındığı ve kamuoyuna nasıl sunulduğudur. Bir öğrencinin talebini dile getirmesi elbette en doğal hakkıdır. Ancak bir şikâyetin, gerekli mercilere iletilip çözüm aranması yerine doğrudan sosyal medya üzerinden geniş bir tartışmaya dönüştürülmesi, beraberinde farklı soruları da getiriyor.
Çünkü eleştiri ile fırsatçılık, sorunları gündeme taşımak ile sorunlardan gündem üretmek aynı şey değildir.
Şimdi gelelim işin basın ayağına…
Dijitalleşmeyle birlikte haber üretmek ve yayımlamak hiç olmadığı kadar kolaylaştı. Artık herkesin elinde bir kamera, bir sosyal medya hesabı ve kendisini gazeteci olarak tanımlayabileceği bir mecra var. Ancak unutulmaması gereken önemli bir gerçek var: Haber yayımlamak kolaylaşmış olabilir ama gazetecilik sorumluluğu ortadan kalkmamıştır.
Habercilik; yalnızca görüntü kaydetmek, birkaç cümleyi yan yana getirmek veya dikkat çekici bir başlık atmak değildir. Hele ki bir görüntüyü kadrajın içinden seçilen birkaç ayrıntıya indirgeyerek, olayın bütününü göz ardı etmek hiç değildir.
Bir olayın yalnızca belirli bölümlerini öne çıkarmak, doğrulanmamış iddiaları gerçekmiş gibi sunmak, kişisel yorumları haberin önüne geçirmek ve başlıklarla kamuoyunu belirli bir düşünceye yönlendirmek gazetecilik faaliyetinin sınırlarını zorlar. Hatta bu yaklaşım, eleştirel habercilikten uzaklaşarak manipülatif bir yayıncılığa dönüşebilir.
Gazetecilikte asıl başarı, en çok konuşulan olmak değil, en doğruyu söyleyebilmektir. Günümüzde haberin değeri kimi zaman doğruluğundan çok ne kadar etkileşim aldığıyla ölçülüyor. Gündem oluşturma arzusu, kimi zaman gazetecilik sorumluluğunun önüne geçebiliyor. Oysa kamuoyunun ilgisini çekmek uğruna gerçeğin eksik, çarpıtılmış veya tek taraflı aktarılması, basının güvenilirliğine zarar verir.
Elbette gazeteci kurumları, yöneticileri, uygulamaları ve yanlışları eleştirebilir. Hatta bunu yapmak, gazeteciliğin kamusal sorumluluğunun temel unsurlarından biridir. Ancak eleştiri; belgeye, bilgiye, araştırmaya, doğrulamaya ve hakkaniyete dayanmalıdır. Eleştirinin amacı gerçeği ortaya çıkarmak olmalı, önceden oluşturulmuş bir algıyı beslemek değil.
Üniversiteyi değerlendirmek, bir yemek tabağına bakmaktan ibaret değildir.
Peki, asıl mesele yalnızca bir öğrencinin yemekhanede yaşadığı memnuniyetsizlik midir? Yoksa bu olay üzerinden çok daha geniş bir kurumu ve yönetim anlayışını tartışmaya açmak mıdır?
Bir üniversitenin başarısı, yalnızca günlük hizmetleriyle değil; bilimsel çalışmaları, akademik iş birlikleri, ulusal ve uluslararası görünürlüğü, bölgesine sağladığı katkı ve geleceğe yönelik hedefleriyle değerlendirilmelidir.
Bu noktada Iğdır Üniversitesini de kendi görev alanı ve ihtisaslaşma hedefleri çerçevesinde ele almak gerekir. Üniversitenin bölgesel kalkınmaya katkı sunması, tarımsal potansiyelin değerlendirilmesi, tıbbi ve aromatik bitkiler, organik tarım, gıda teknolojileri ve hayvancılık gibi alanlarda projeler geliştirmesi; üreticilerle iş birliği kurması ve akademik çalışmalarını uluslararası düzeye taşıması önemlidir.
Rektörlük makamı yalnızca idari işlerin yürütüldüğü bir makam değildir. Üniversiteyi bilimsel, akademik ve kurumsal anlamda ileriye taşıma sorumluluğunu da beraberinde getirir. Bu nedenle bir rektörün faaliyetlerini değerlendirirken yalnızca makamında geçirdiği zamana değil, üniversite adına yürüttüğü çalışmalara, kurduğu iş birliklerine ve ortaya koyduğu hedeflere de bakmak gerekir.
Elbette bu faaliyetler de eleştiriden muaf değildir. Ancak üniversite yönetimini değerlendirmek için öncelikle üniversitenin çalışmalarını takip etmek, yapılan faaliyetleri incelemek, mümkünse yerinde gözlemlemek ve ilgili tarafların görüşlerine başvurmak gerekir. Kurumun çalışmalarını yeterince araştırmadan, etkinliklerini takip etmeden ve somut verilere dayanmadan yapılan genellemeler, sağlıklı bir eleştiri zemini oluşturmaz.
Peki, bir sorunla karşılaşıldığında ne yapılmalı?
Üniversiteler, kendi idari yapıları ve işleyişleri bulunan kurumlardır. Yaşanan aksaklıkların çözümü için öncelikle ilgili birimlere başvurulması, sonuç alınamaması hâlinde idari hiyerarşi içerisinde üst makamlara iletilmesi gerekir. Sorun çözüme kavuşmadığında ise sosyal medya, basın, imza kampanyası veya demokratik eylem yollarına başvurmak herkesin hakkıdır.
Örneğin bir üniversite yemekhanesinde sunulan hizmetten memnun değilseniz, öncelikle ilgili birime başvurabilir, dilek ve şikâyet mekanizmalarını kullanabilirsiniz. Hizmeti sunan işletme hakkında gerekli incelemenin yapılmasını ve varsa eksikliklerin giderilmesini talep edebilirsiniz.
Unutulmamalıdır ki üniversite bünyesindeki bazı hizmetler doğrudan üniversite personeli tarafından değil, ihale veya sözleşmeler yoluyla özel işletmeler tarafından yürütülebilmektedir. Dolayısıyla hizmetin niteliği, sorumluluk alanları ve denetim mekanizmaları araştırılmadan bütün sorumluluğu doğrudan üniversite yönetimine yüklemek doğru bir yaklaşım değildir.
Burada önemli olan, sorunun üzerini örtmek değil, doğru muhatabı belirleyerek çözüm aramaktır. Bir aksaklığı gündeme taşımak kamu yararına hizmet edebilir. Ancak eksik bilgiyle, doğrulanmamış iddialarla ve tek taraflı görüntülerle bir kurumu hedef hâline getirmek, eleştiri hakkının amacından uzaklaşmasına neden olur.
Sonuç olarak mesele, bir öğrencinin tabağındaki yemeğin miktarından çok daha büyüktür. Mesele; eleştiri kültürümüz, habercilik anlayışımız ve gerçeğe karşı taşıdığımız sorumluluktur.
Gazetecilikte özgürlük, gerçeği çarpıtma özgürlüğü değildir. Eleştiri haktır, ancak manipülasyon gazetecilik değildir.
Gazetecinin kalemi, kişisel çıkarların, ön yargıların veya gündem olma arzusunun değil, gerçeğin hizmetinde olmalıdır.
O hâlde herkes kendisine şu soruyu sormalıdır: Gerçekten eleştirel gazetecilik mi yapıyorum, yoksa gündem oluşturmak adına manipülatif bir yayıncılığın parçası mı oluyorum?



