erdalproduksiyon @ gmail.com

IĞDIR’I KİM KİRLETİYOR?

Bazı şehirler vardır; sokaklarında yürürken yalnızca binalarını, caddelerini, parklarını görmezsiniz. O şehrin insanını da görürsünüz. İnsanların birbirine, doğaya ve yaşadığı çevreye nasıl davrandığı, aslında o şehrin kültürünü anlatır.

Iğdır’a bugün biraz da bu gözle bakmak gerekiyor.

Çünkü bir süredir şehrin üzerine karabulutlar çökmüş gibi kirletme kültürü sağanak halinde yağıyor.

Yanı başında çöp kutusu bulunan insan, elindeki sigarayı yere atıyor. Meyve suyu, ayran, pet şişe, ambalaj, kuruyemiş kabuğu ve yediği hazır yemeğin köpük tabldotunu bile yol kenarına bırakabilen insanlar görüyoruz. Daha da düşündürücü olanı ise bütün bunlar yapılırken gösterilen rahatlık.

Sanki ortalığa çöp bırakmak ayıp değilmiş gibi, sanki yaşadığı şehri kirletmek doğal bir davranışmış gibi, sanki “Birileri temizler.” düşüncesi hayatımızın değişmez kuralıymış gibi işte asıl düşündüren de bu.

Iğdır yalnızca çöplerle değil, çöpü normalleştiren bir anlayışla kirleniyor. Oysa benim gazetecilik kayıtlarımda Iğdır'ın çevre meselesi bugünün konusu değil.

6 Ağustos 2025 tarihinde Düşünce Otağı tarafından başlatılan “temiz doğa, temiz çevre, yaşanabilir bir şehir” anlayışına yönelik bir çalışmayı görsel haber olarak paylaşmıştık.

O günlerde akademisyenden doktora, gazeteciden avukata, yazardan aydına ve kanaat önderlerinden duyarlı vatandaşlara kadar birçok insan bir araya gelmişti.

İnsanlar dizlerini kırdı, ellerini çöpe uzattı, cadde ve sokaklarda duyarsızca bırakılan atıkları tek tek topladı. Kimse “Bu benim işim değil.” demedi. Çünkü orada mesele yalnızca çöp değildi. Mesele, yaşadığı şehre sahip çıkmaktı. Bir şehrin temizliği kadar, o şehrin insanının duyarlılığını da önemliydi.

23 Mayıs 2026 tarihinde ise Temiz Doğa Platformu'nun çevre duyarlılığı oluşturma çabasını haberleştirdik. Aileleri, çocukları, öğretmenleri, kurum yöneticilerini ve toplumun farklı kesimlerinden insanları aynı çağrının etrafında gördük: “Doğamıza, şehrimize ve geleceğimize sahip çıkalım.”

Platform sözcüsü Serdar Gündoğdu'nun o gün söylediği sözler ise aslında bugün yaşadığımız sorunun tam merkezine işaret ediyordu: “Temiz bir çevre için önce kirletmeme kültürünün oluşması gerekli.” Ne kadar da doğru bir söz. Çünkü temizlik kültürü, temizlik aracından önce insanın zihninde başlıyor.

Bugün Iğdır'ın bazı cadde ve sokaklarında yürürken insanın içi gerçekten burkuluyor. Şehrin birçok noktasında çöpler, atıklar ve düzensizlik artık gözümüzün alıştığı görüntülere dönüşmeye başladı. Temizlenen parkların kısa süre sonra yeniden kirletildiğini görüyoruz. Özellikle akşam saatlerinde oturulan alanlarda kuruyemiş kabukları, yiyecek ambalajları ve çeşitli atıklar etrafa saçılıyor. Bazı parklar adeta harman yerine dönüyor.

Temizlik görevlileri temizliyor. Birileri yeniden kirletiyor. Sonra temizlik görevlileri yeniden temizliyor. Bu döngü böyle devam ediyor. Öyle görüntülerle karşılaşıyoruz ki bazen fotoğrafını çekmeye bile utanıyoruz.

Daha acısı, bu davranışı savunan cümleleri de duyuyoruz: “Ben kirleteceğim, temizlik işçisi temizleyecek.” Bu cümle aslında yalnızca çöpe bakışımızı değil, topluma bakışımızı da gösteriyor. Çünkü o anlayışta ortak yaşam yok. Sorumluluk yok. Aidiyet yok. Sadece “Biri temizlesin.” anlayışı var.

Bir dönem “Yeşil Iğdır” diye anılan bir şehirden söz ediyoruz. Peki şimdi neredeyiz? Şehrin yeşil alanlarını, parklarını, kaldırımlarını ve sokaklarını kendi evimizin bir parçası gibi koruyabiliyor muyuz? Yoksa yalnızca evimizin kapısını mı temiz tutuyoruz?

Burada belediyeyi, kamu kurumlarını elbette sorgulayabiliriz. Sorgulamalıyız da. Çünkü şehir temizliği kamusal bir hizmettir. Ancak sürekli “Belediye ne yapıyor?” diye sorarken kendimize de başka bir soru sormamız gerekiyor: “Ben ne yapıyorum?”

Çünkü belediye bir sokağı temizleyebilir. Ama o sokağı birkaç saat sonra yeniden kirleten insanı belediye tek başına değiştiremez. Belediye çöp kutusu koyabilir. Ama çöp kutusunun iki metre yanına çöp atan insanın elini tutamaz. Kurumlar temizlik kampanyası düzenleyebilir. Ama insanın elindeki çöpü yere atmamasını sağlayacak asıl güç, vicdan ve sorumluluk duygusudur.

Tam da bu noktada Iğdır Valiliği koordinasyonunda hayata geçirilen “Benim Şehrim Benim Evim” projesini önem taşıyor. 21 Eylül 2026 tarihinde başlatılan proje kapsamında kent genelinde kapsamlı çevre temizliği çalışmaları başladı.

Dört ana park ve yeşil alan, 15 ana cadde ve bulvar, 110 ara sokak, okul çevreleri, iki tarihi ve anıt alan ile kamu kurum ve kuruluşlarının çevrelerini kapsayan çalışma, yaklaşık 1 milyon 75 bin metrekarelik bir alanı içine alıyor. Cadde ve sokak güzergâhlarıyla birlikte yaklaşık 48 kilometrelik bir saha temiz tutulmaya çalışılıyor.

Burada dikkat edilmesi gereken konu şu: Bu proje sadece çöp toplama projesi olarak görülmemeli. Asıl hedef, “Benim Şehrim Benim Evim” sözünün içini doldurmak olmalı. Çünkü evimiz dediğimiz yeri kirletmeyiz. Evimizin salonuna çöp atmayız. Bahçemize plastik şişe bırakmayız. Soframızdan kalanları sokağa savurmayız. Öyleyse şehir de bizim evimizse, neden aynı hassasiyeti sokakta göstermiyoruz?

Projeye ilişkin görüntülere baktığımızda en fazla düşündüren karelerden biri de AK Parti Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz ile Iğdır Valisi M. Fırat Taşolar'ın çevre temizliği çalışmalarına katılarak ellerini çöpe uzatmaları oldu.

Makam sahibi insanların sahada çöp toplaması sembolik bir görüntü değildir. Topluma verilen açık bir mesajdır: “Bu şehir hepimizin.” Çünkü bazen en etkili mesaj kürsüden değil, davranıştan verilir.

Bir devlet temsilcisinin eline çöp poşetini alması, vatandaşın da “Ben de bu şehrin sahibiyim.” diyebilmesi için önemli bir örnektir. Fakat burada sorumluluk yalnızca devletin temsilcilerine de bırakılamaz. Milletvekili topladı, vali topladı,  kurumlar topladı. temizlik personeli topladı. Peki vatandaş ne yapacak? Yere atmamayı öğrenecek. Asıl başarı burada.

Iğdır'ın önemli bir bölümünde yapılan çalışmaların gözle görülür bir temizlik sağladığını inkâr edemeyiz. Fakat hâlâ aynı alışkanlıklarından vazgeçmeyenler var. Temizlenen alanların yeniden kirletildiğini görüyoruz. İş yeri önlerinde biriken çöpler, yol kenarlarına bırakılan ambalajlar, parklara saçılan kuruyemiş kabukları, çöp kutusunun hemen yanına bırakılan atıklar… Bütün bunlar bize şunu söylüyor: Bir şehri temizlemek başka, temiz tutmak başka şeydir.

Temizlik hizmettir. Temiz tutmak ise kültürdür.

Elimdeki çöpü atacak yer bulamadığımda eve kadar taşıdığım, bazen çantamda sakladığım oluyor. Çünkü yere atmak istemiyorum. Elbette şehir merkezinde uygun noktalarda yeterli sayıda çöp kutusunun bulunması da önemli. Çöp ve atıkların yoğun olabileceği bölgelerde doğru planlanmış çöp kutuları, temizlik kültürünün oluşmasına katkı sağlayacaktır.

Ancak burada da bir ayrım yapmak zorundayız. Çöp kutusunun olmadığı yerde yaşanan sorun bir altyapı problemidir. Çöp kutusunun hemen yanında yere çöp atılması ise kültür problemidir. İkisini birbirine karıştırmayalım.

Milletvekili Cantürk Alagöz'ün söylediği bir cümle var: “Temiz bir Iğdır hepimizin ortak sorumluluğu, şehrimize, evimize sahip çıkalım.”

Bence bu cümleyi yalnızca bir açıklama olarak okumamak gerekiyor. Bu cümleyi gerçekten zihnimize kazımamız gerekiyor. Çünkü Iğdır bizim evimiz. Çocuklarımız burada büyüyor, insanlarımız burada yaşıyor, misafirlerimiz bu sokaklardan geçiyor ve biz bugün nasıl davranırsak, yarın çocuklarımız da büyük ölçüde onu öğrenecek.

Çocuklara “Çöpü yere atma.” demenin en güzel yolu, onların yanında bizim çöpü yere atmamamızdır. Çocuklar nasihatlerden çok davranışları öğrenir.

Şimdi dönüp kendimize bir bakalım. Elimizdeki çöpü yere atıyor muyuz? Sigara izmaritini kaldırıma bırakıyor muyuz? Parkta yediğimiz çekirdeğin kabuklarını olduğumuz yerde bırakıyor muyuz? Arabanın camından dışarı bir şey atıyor muyuz? İş yerimizin önünü temiz tutarken birkaç metre ilerideki çöpü görmezden geliyor muyuz? “Nasıl olsa belediye temizler.” diyerek sorumluluğu başkasına mı bırakıyoruz? Eğer cevabımız “evet” ise, o zaman şehrin kirliliğinden yalnızca başkalarını sorumlu tutma hakkımız yok.

Çünkü Iğdır'ı kirleten bir başkası değilse, o kirleten biziz. Belki de yazının başındaki sorunun gerçek cevabı tam burada saklı: Iğdır'ı kim kirletiyor?

Hepimiz değil elbette. Ama hepimizin arasından bazıları. Ve o bazıları, sayıları az olsa bile, şehrin tamamının görüntüsünü değiştirebiliyor. O halde artık yalnızca “temiz bir Iğdır” istemeyelim. Kirletilmeyen bir Iğdır isteyelim.

Sadece temizlik ekiplerinin daha fazla çalışmasını beklemeyelim. Biz daha az kirletelim. Sadece daha fazla çöp kutusu istemeyelim. Elimizdeki çöpü doğru yere atalım. Sadece belediyeyi eleştirmeyelim. Kendimizi de sorgulayalım. Çünkü şehri temizlemek kurumların görevidir. Ama şehri temiz tutmak hepimizin sorumluluğudur.

“Benim Şehrim Benim Evim” denildiğinde, bunu bir proje adı olarak değil, bir yaşam biçimi olarak anlayabilirsek işte o zaman gerçekten bir şey değişmiş olacak ve belki bir gün Iğdır'ın sokaklarında yürürken yeniden “Yeşil Iğdır” demenin gururunu yaşayacağız.

Bunun için önce yere çöp atmayı bırakacağız. Sonra gördüğümüz çöpü kaldıracağız. Çocuklarımıza örnek olacağız. Birbirimizi uyaracağız ve en önemlisi, bu şehre ait olduğumuzu hatırlayacağız.

Çünkü mesele sadece çöp değil. Mesele, yaşadığımız yere verdiğimiz değer. Mesele, şehrimize bakarken kendimizi görüp göremediğimiz. Mesele, yarın çocuklarımıza nasıl bir Iğdır bırakacağımız. Velhasıl kelam… Iğdır bizim evimiz.

Evimize sahip çıkalım. Çünkü bu şehir bize ait olduğu kadar, bizden sonra geleceklerin de emaneti.