İNANÇLARA GÖRE KIYAMET SAVAŞI MUTLAKA OLACAKTIR!
Yeryüzündeki “Semavi İnançlarda” kıyamet siyaseti ve milletler arası kanlı hesaplaşmaları şöyle izah etmek mümkündür:
- “Gerçek şu ki genelde dünyada ve özelde ise Ortadoğu’da ortalık hayli bozulmuştur! Daha açıkçası; o eski dünya düzeni yıkılıp gitmiştir, yenisini kuracak aklı başında liderler de yok gibidir. Dolayısıyla, şayet dünya karışık bir durumda ve kaos döneminin başlarındadır dersek, yerinde olur. Ukrayna, Rusya, Filistin, İran, Yemen, Suudi Arabistan, ABD ve İsrail savaşı vs. gibi savaşlar, başını alıp gitmiştir!
Yemen ile ABD destekli Suudi Arabistan’ın savaşı ortadadır. Duyarsızlık ve belirsizlik daha da artıyor ve hatta daha da artacaktır. Diğer bir ifadeyle, insanlar şaşırmış durumdalar!
Televizyon ve sosyal medyadaki kimi uzmanlar, sanki hiçbir şey olmamış ve değişmemiş gibi açıklamalarda bulunuyorlar! Bakıyorsunuz ki aylardır ya da yıllardır petrolü, faizi, füzeyi ve nükleer gücü konuşuyorlar. Fakat gözden kaçırdıkları bir şey vardır; o da “dünyayı etkileyen ve çekip çeviren aktörlerin, günümüzde kutsal bir senaryoya oynadıklarına inanarak bu işi yapıyor olmalarıdır! Bu durum, onların davranışlarını güçlü bir şekilde etkilemektedir!”
Kısacası; günümüzde yaşananları sadece dünyevi ve objektif unsurlarla anlamaya çalışırsanız yanılırsınız. Bilhassa Ortadoğu’daki siyasiler, halklar, hatta elitler bile kutsal kitap ve metinlere göre davranmaktalar. Kıyametin yaklaştığı düşüncesiyle, kendilerini kutsal bir savaşın içerisinde farz ediyorlar!
Bugün İran’dan İsrail’e, radikal Müslümanlardan Beyaz Saraydaki dev lobilere kadar herkes, aynı şeyin peşindeler. Bu günkü savaşlar, sadece parayla ve askeri kuvvetle yapılan bir şey olmaktan artık çıkmıştır! Kıyamet beklentisi ve yaklaşan bir kurtarıcı inancı, Ortadoğu’yu yakıp yıkmaktadır. Bu durum, birey ve devletleri daha uzlaşmaz, daha katı ve daha gözü kara yapıyor. Öyle ya, kıyamet çok yakınsa ve eğer kıyamet koptu kopacaksa ve siz de doğrudan Tanrı’nın arzusunu yerine getiriyor iseniz, kimden korkar ve kiminle uzlaşma yoluna gidersiniz ki? ve yine hangi nedenden dolayı taviz verirsiniz ki?
Aşırı Şii, Sünni, dindar Yahudi ve Evanjelist Amerikanlılar, daha açıkçası birbirinden çok farklı sandığımız bu dört grup, aslında aynı şeye inanmaktalar! Yani bunların hepsi kıyameti çok yakın görüyor ve artık bu dünyadan çok öbür dünyayı düşünmeliyiz diyorlar!
Bunların ikinci ortak düşünceleri ise şöyledir:
-“Dünyayı kurtaracak lider veya kurtarıcı, hemen yarın veya öbür gün gelebilir. Müslümanlara göre bu kurtarıcı kişi, Hz. Mehdi’dir. Yahudilere göre Meşiah veya Meşiyah’tır. Radikal Hristiyanlara göre ise, Mesih, yani Hz. İsa’dır! İsa’nın göklerden geleceğine Müslümanlar da inanıyor ve geri dönecektir diyorlar!”
Müslüman inancına göre Hz. İsa (as), yeryüzüne, yani Şam’daki beyaz minareye inecek ve Hz. Mehdi’ye tabi olacaktır. Onunla Deccala karşı mücadele edecek ve Deccalı yeneceklerdir.
Hristiyanlar Deccal için “Antikirist” veya Hz. İsa’nın karşıtı diyorlar!
“Mehdi” Kelimesinin Anlamı!
“Mehdi” kelimesinin İslam’daki anlamı, “doğru yola iletilmiş, hidayete erdirilmiş ve başkalarını da doğru yola götürmesi için seçilmiş, kendisine hidayet verilmiş kişi” demektir! Arapçada he-de-ye kökünden geliyor! Yani hidayet kelimesi gibi “Hadi”, “Yehdi”, “Mehtedi” kelimeleri gibi, aynı kökten geliyor! “El-Mehdi”, bu kökün ismi meful kalıbıdır.
“Mehdi”; kendisine hidayet verilmiş olandır. Yani kendi kendisine rehberliği üreten kişi değil, Allah tarafından rehber olarak seçilmiş ve bilgi verilmiş olan kişidir. Yine Allah tarafından, diğer kişileri de doğru yola çeksin diye görevlendirilmiştir!
İslam geleneğinde ahir zamanda zuhur edecek, gelecek, görülecek, belirecek beklenen kurtarıcı anlamı, bu kelimenin üzerine binmiştir.
Kurtarıcının Zuhurundaki Baş gösterecek Alametler!
Semavi dinlere mensup din adamlarına göre kutsal kitaplarda anlatılan en önemli tüm kehanetler, tüm hakkı verilen şeyler, birebir gerçekleşti ve gerçekleşmeye de devam ediyor. Bunlara “alametler” diyoruz. Bazı din adamları, “kıyamet alametleri ardı ardına oluyor” diyor!
Bu görüşlere göre kuraklık, savaş, tabii afet, toplumsal çöküş, yozlaşma vs. gibi şeylerin her biri, tesadüfi değildir. O türden din adamlarına göre bunlar, kıyametin alametleridir ve yine hepsi de o büyük günün habercisidirler!
Kurtarıcıyı Bekleyenler O İnançlarında Hayli Samimiler!
Yukarıda isimlerini verdiğim bu dört ekole mensup bu gibi aşırı insanların inanışları tamdır ve hiçbir şeyi de sorgulamıyorlar! Bunlara “sabit inançlı” ya da “kesin inançlı” da diyebilirsiniz! Onlar, olacaklara “iman” dairesinde inanıyorlar! “Yarın bu kurtarıcı gelecek, hepimizi kurtaracaktır. Hz. İsa (as) gök yüzünden inecek ve hepimizi kurtaracaktır!” Ve yine “Hz. İsa (as) gök yüzünden inecek ve Deccalı yenecektir!” gibi görüşlerinde, gayet samimi ve son derece de katıdırlar. Bu türden görüşleri asla tartışmaya açık değildir!
“Ahiret” en son demektir! Yani “sondan da sonra”. “Ahiret” kelimesi de oradan geliyor.
Kurtarıcıya inananlar şöyle düşünüyorlar: “Ahiret” zamandır. Yani insanlığın son çağındayız ve dananın da kuyruğu kopmak üzeredir!”
Kurtarıcının Zuhur Tarihi Belli mi?
Kurtarıcıyı bekleme inancının tarihini kesin olarak bilinmemektedir! Eldeki kutsal metinlere bakıldığında o inanış, ilk önce Yahudilikle başladı, bundan dolayı da bu hususta ilk önce Yahudilikteki görüşle başlarsak, doğru bir iş yapmış oluruz!
Yahudiler içerisinde, yaşadığımız çağın ahir zaman olduğunu düşünenler arasında, kendi “Kurtarıcılarını” yani “Moşiah” ya da “Moşiyah” ı bekleyenler vardır! Yahudi inancına göre “Moşiah/Moşiyah” gelince, tüm Yahudileri bir araya toplayacak ve Kudüs’te 3’üncü tapınağı kuracaktır!
Yine onların inançlarına göre söz konusu tapınağı, ilk kez M.Ö 10 yy.’ da inşa eden Hz. Süleyman (as) peygamberdir. Şayet böyle ise ve onun 10’uncu yy.’da kurulduğuna inanılıyorsa, o taktirde onun yapımı, Türkiye’de bulunan “Göbekli Tepe” dönemi ile aynı zamana tekabül etmektedir. Fakat Tapınağın tarihi hayli tartışmalıdır. Hz. Süleyman ne zaman geldi, 5’inci yy. da mı 10’ uncu yy. da mı bunu bilmek çok zordur. Fakat M.Ö 586 yılına gelindiğinde Hz. Süleyman’ın kurduğu birinci tapınak Babilliler tarafından yıkıldı! Daha sonra aynı tapınak harabeleri üzerinde yeniden inşa edildi! Ama Romalılar M.S. 70’te bu tapınağı da yıktılar. İşte inanışa göre aynı tapınak, Kudüs’te tapınak tepesi üzerinde yeniden inşa edilecek ve bunu yapacak kişi de Yahudilerin kurtarıcısı “Moşiyah” olacaktır.
Sorun şu ki, Yahudilerin tapınak inşa etmek istedikleri yerde, yani “Bet Ha Mikdaş” ta Müslümanların da kutsal saydığı “Kubbetü’s-Sahra” ve “Mescid-i Aksa” vardır!
Tarihi anlaşmalar gereği tapınak tepesinin fiili idaresi “İslami Vakıflardır” ve İsrail polisinin buradaki tek yetkisi, çevredeki güvenliği sağlamaktır. Buna rağmen Tel Aviv yönetimi Mescid-i Aksa’yı kullanılmayacak hale getirmek için elinden geleni yapıyor. “Bunun altında Hz. Süleyman’ın tapınağı vardır ve onu biz ortaya çıkaracağız” diyorlar! Küçük ama örgütlü Yahudi grupları bu tepede düzenli olarak dua ediyorlar! Hem orada ibadet ediyorlar hem de Müslümanları taciz ediyor ve rahatsızlık veriyorlar! Ayrıca onlar üçüncü tapınağın kurulmasını da bekliyorlar!
“Moşiyah” Ne Zaman Gelecektir?
Günümüzde pek çok Yahudi din adamına gör, “Moşiyah” ın gelişi çok yakındır. Bunun için bazı alametler de öne sürüyorlar! Kırmızı düvenin ortaya çıkmak üzere olduğunu söylüyorlar!
Bu görüşe göre, Yahudilerin Moşiyah için uygun ortamı sağlaması gerekiyor. Kolaylaştırıcı olmaları gerektiğini düşünüyorlar!
Netenyahu hükümetinde son derece etkili olan dindar Yahudilere göre İsrail devleti, Suriye ve Lübnan gibi ülkeleri ele geçirecek, Tevrat’ta tanımlanmış o büyük İsrail’i kurmak zorundadır!
Bu, dünyevi bir şey değildir. Yani Netenyahu böyle buraları fethedip şan-şöhret elde edeyim diye bunları istemiyor. O ve onun gibi düşünenlere göre, İsrail’i büyütmek Tanrı’nın emridir! Hristiyanlıktaki “Armegedon” un, İslam’daki “Melheme-i Kübra” (Büyük savaş) ın Yahudilikteki karşılığı “Gog -Magog” (Yecuc Mecuc) savaşıdır. Argemedon adı da zaten İbranicedeki “Harmegido” dağından gelir. Hristiyan vahiy kitabı, bu yeri “evrensel son savaş sahnesi” haline getirdi ve öyle sundular!
Yahudi Metinlerinde Kıyamet Savaşı Nerede Vuku Bulacaktır?
Yahudi metinlerinde asıl büyük savaş, Kudüs’te ve İsrail dağları üzerinde gerçekleşecektir. Yahudi inanışına göre, kuzeyden gelecek kafir milletler ordusu, suru olmayan, yani savunmasız kalmış İsrail’e saldıracaklardır! Yahudiler bu saldırıyı ancak, dağlık kesimlerde durdurabileceklerdir! Bu iddiaya göre Moşiyah, bir iddiaya göre ise Tanrı, bizzat kendisi salgın hastalıklarla, sel ve diğer afetlerle bu orduyu (kuzeyden İsrail’e doğru gelecek olan kafir ordularını) yenecektir. Talmut külliyatında da bu olay, en son savaş olarak sayılır!
Bu anlatıya baktığımızda Netenyahu’ nun, “Moşiyah” ın gelişini kolaylaştırmaya çalıştığını açıkça görebiliriz! Aynı şekilde İsrail’in Suriye ve Türkiye’nin Suriye topraklarına üs kurması konusunda neden bu kadar hassas olduğunu da anlayabiliriz! Büyük ihtimalle Netenyahu kabilesindeki bazı Bakanlara göre, kuzeyden gelecek kafir ordusu, büyük ihtimalle Türkiye’den gelecek bir ordudur! Ya da bazıları bunun Rusya’dan gelebilecek bir ordu olduğunu söylüyorlar! Veya diyorlar ki, işte Araplar bir araya gelir, ya da İran bir araya gelir, Suriye ile birleşir ve Suriye üzerinden yani kuzeyden o kafir milletler koalisyonu İsrail’e saldırır diye görüş beyanında bulunuyorlar!
Müslümanların bir Mehdi yani kurtarıcı beklemeleri, elbette önemli ve siyasi davranışlarını da ister istemez etkiliyor. Ancak İsrail, Netenyahu döneminde Teo politik ile reel politik arasındaki sınırları kaldırdı ve kendince Tevrat’a göre bir dış politika izlemeye başladı.
Siyonizm; ilk başlarda laik ve seküler bir anlayış ve ideoloji iken, daha sonraları onun, son derece katı bir dinciliğe kaydığını görebiliyoruz! İsrail’in de son 20-25 yıllık politikalarında, Tanrı ve Moşiyah’ı kıyamete zorlayıcı çaba gösterdiği açıkça görülebiliyor. Yani Netenyahu, Yahudi kıyamet anlayışını devlet politikasına çevirdi! Bu da İsrail’i katıksız, saldırgan ve uzlaşmaz bir güce çeviriyor!
İslam aleminde olduğu gibi, Yahudi kıyamet literatüründe de günümüz olaylarına benzetilebilecek pek çok kehanet ve belirtiler olduğunu söyleyebiliriz.
Yahudi inancındaki kurtarıcı konusunu işledikten sonra, şimdi de Hristiyanlıktaki beklenen kurtarıcı konusunu ele alacağız!
Hristiyan Teo Politiği, uluslararası ilişkilerini anlamak için, günümüzde belki de Yahudi ve İslam inanışlarından daha çok önem arz etmektedir. Çünkü Amerikan yönetimlerinin hem bölgeyi hem de tüm dünyayı derinden etkileme gücü vardır. Zira adamların nükleer silahı, donanmaları, uçak gemileri, füzeleri ve şunları- bunları vardır! Eğer sahip oldukları bu güçlerini dinî saiklerle kullanırlarsa, neler olabileceğini varın siz tahmin edin!
Dini inançlar bu askerî, siyasî ve ekonomik güçte olan birilerine, çok farklı sonuçlar çıkarır!
Bu günlerde ABD’deki milyonlarca Evangelik Hristiyan, Hz. İsa’nın gökten inmek üzere olduğunu düşünüyor! Ancak bunun için bir şart vardır! O da Yahudilerin Kudüs’e hâkim olmalarıdır! Bu yüzden Evangelikler, dev Armegedon savaşı çıksın istiyor ve Hz. İsa (as), yer yüzüne dönsün diye İsrail’e gözü kapalı destek veriyorlar!
Evangeliklere göre Amerikan, Tanrı’yı kıyamete zorlamalı ki, bu zalim dünya son bulsun ve onun yerine güzel ve adil bir dünya başlasın, onun sonucunda da tabi ki iyiler cennete kavuşsun!
Şii, Sünni, Yahudi ve Evangelik Hristiyanlar da dünyanın şu anda son derece adaletsiz olduğunu ve zulmün yaygınlaştığını düşünüyorlar.
Pek çok Evangelik Amerikalıya göre Trump ’un bu süreçte özel bir yeri vardır! Bu anlayışa göre Trump, dindar biri değil ama, Tanrının amacını yerine getiren mesh edilmiş (kutsanmış) bir araçtır. Yani Tanrının bir aparatı ve aracıdır! Daha açık bir ifadeyle, Mesih’in yardımcısı olacak modern Kiros’ tur.
Bazı vaizler Trump ’un seçilmişliğine dair İncil ve Tevrat’tan ebcet hesabı benzeri hesaplarla delil de getirmeye çalışıyorlar. Trump ‘un seçilmiş Kral veya Pers Kralı Kiros gibi olabileceğine dair, düşünceleri, Yahudi çevrelerinde de yaygındır! İşaya 45’ine dayandırılan bu görüşe göre Trump, Yahudi olmayan, dindar görülmeyen, ama İsrail’e kapı açan mesh edilmiş (kutsanmış) bir araçtır.
Bu arada, bazı Hristiyan vaizlerce bu görüşün kaynağı olan İşaya 45, aynı zamanda Trump ‘un 1’inci Başkanlık dönemindeki 45 inci Başkan unvanının da bir benzeri olduğunu söylüyor ve onunla da ilişki kuruyorlar!
Hatırlanacağı üzere Pers Kralı Kiros da Babil’i yıkmıştı. Yahudilerin Yahuda’ya dönmesine ve ikinci tapınağı yapmalarına izin vermiş ve bunun yolunu açmıştı! Fakat Kiros’un kendisi Pers’ti ve Yahudi tanrısına da iman etmiyordu!
Trump ‘un modern Kiros olabileceğini düşünenlere göre, bunun kanıtı, onun Golan tepelerini İsrail’in toprağı sayması, Abraham anlaşmasını başlatarak İsrail ile Arapları yakınlaştırması, İran’a savaş açması ve diğer İsrail yanlısı eylemleri sayıyorlar.
Netenyahu, Trump’ı modern Kiros olarak ilan etti ve Kudüs’te “Trump- Kiros” hatıra sikkesi de bastırdı.
Eski ABD başkanlarından Truman da 1948 yılında “Ben Kiros’ um” demişti! Fakat ABD başkanları içinde İsrail’e en çok hizmet eden ABD’nin şimdiki başkanı Donald Trump ‘un olduğu da muhakkaktır.
Bu meseleden hareketle, Donald Trump ‘ın Hz. Süleyman tapınağını üçüncü kez inşa etmenin yolunu açabileceği de söyleniyor! Tabi ki bunun için önce Mescidi Aksa’yı yıkması veya değiştirmeleri icap eder!
ABD de Dinin Siyaset Üzerinde Etkisi Var mıdır?
Son yıllarda Amerika’da din, hiç olmadığı düzeyde siyaset üzerinde etkili olmaya başladı! Bilhassa Evangelik Kiliseler; İsrail’in güçlenmesini ve Tanrıyı kıyamet savaşına zorlamayı öncelik haline getirmeye başladılar! Bunun için Trump’a yoğun baskı yapmaktalar.
ABD de Ne kadar Evangelik Vardır?
Evangelik deyince bunları küçük bir grup saymamak lazım. ABD’de yetişkinlerin %23’ü Evangelik Protestan kişilerdir ve bunların sayıları bazı kaynaklara da 70 milyon olarak gösterilir!
Özetleyecek olursak; günümüz dünyasında dünyevilik, materyalizm ile kültürel dindarlık ve siyasi dincilik, ironik bir şekilde kol kola güçleniyor ve bir arada yürüyor! Dini düşünceler dünya siyasetini daha fazla şekillendiriyor!
Yukarıdaki yazılarımızda da görüldüğü üzere, semavi dinlerin takipçileri şu günlerde genelde bir kurtarıcı, Mehdi ya da bir Mesih bekliyorlar! Yine bu dinlerin hepsi de büyük bir kıyamet savaşına hazırlanıyorlar! Bu tür şeylere inanabilir veya inanmaya bilirsiniz! Ancak şunu unutmamak lazım ki, her kesin inandığı şey, büyük ihtimalle gerçekleşecek şeylerdir! Buna “kendini gerçekleştiren kehanet” de denir!
Kısacası; günümüz dünyasını anlamak için pozitif değerlendirmeler artık yeterli değildir! Analizlerimize Teo politiği (Teolojiyi)de daha fazla katmamız gerekiyor!
Şimdi de Sünni dünyasındaki kıyamet ve Mehdi inancını ele alalım:
Sünni eskatolojisi ile Şii kıyamet sistematiği arasında birçok noktada aslında büyük bir benzerlik vardır! Çünkü her ikisi de benzer kitap ve hadislere ve bazı din adamlarının yazdıkları yazılara dayanıyorlar! Elbette ayrıldıkları önemli noktalar da yok değildir!
Her şeyden önce Şiiler Hz. Mehdi’yi kendilerinden bekliyorlar! Diğer taraftan Sünni din adamları arasında Mehdi inancının Kuran veya sahih hadislerde olmadığını savunanlar da vardır!
Bu görüşe göre Mehdi’den ya da kıyamet alametlerinden bahseden hadislerin çoğu ya zayıf ve uydurma ya da sahih olmayan hadislerdir. Buna rağmen Sünni inanış dünyasında ahir zaman ve kıyamet alametleri, bunlarla bağlantılı olarak güçlü bir Mehdi inancı, hala dahi mevcuttur!
Sünni ülkelerde bu durum, devlet politikası olmasa da bu düşünce kriz zamanlarda halkı derinden etkiliyor. Bu etkinin zirveye yaklaştığı günlerden birisi de şu anda içinden geçtiğimiz bu zaman dilimidir!
Aslında İslam inanış sisteminde kıyamet, yani o son gün, kesin bir takvime bağlanmış değildir! Kuran: “Saatin ilmi Allah’tadır” (Lokman: 34) der. Yine Kuran’ın birçok yerinde kıyametin ne zaman olacağını kimsenin bilemeyeceği söyleniyor! Örneğin:
- “Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar! De ki, “onun bilgisi ancak Rabbinin katındadır. Onun vaktini ondan başkası açıklayamaz!” (A’raf: 117)
Yine Lokman 34 ve Mülk 25-26 da da benzer ifadeler vardır! Kıyametin saatini sadece Allah’ın bilebileceği söylenir. Aslında buna benzer ifadeler Hz. İsa (as)’ın sözlerinde de geçiyor: “Saati yalnızca Rabbim bilir” şeklindedir.
Diğer taraftan Cin: 26-27 ve Al-i İmran: 29’daki ayetlerden anlıyoruz ki, Allah bir sırrı, yani kıyametin saat zamanını dilediği elçisine haber verir! İslam dünyasındakiler kıyamet vakti konusundaki hadislerin kaynak olabileceği düşüncesi buradan geliyor! Yani peygamberlerin hadislerinden biz kıyametin saatini tahmin edebiliriz! Çükü Allah peygambere söylemiştir, peygamber de sahabesine söylemiştir. O hadis külliyatı da bize ulaşmıştır! Buradan da kıyametin saatin biliyoruz deniyor. Ayrıca pek çok hadiste kıyametten ve onun alametlerinden bahsediliyor!
Hadislerde Kıyamet Alametleri Nasıl Geçiyor?
Hadisler iki katmanlıdır; küçük alametler ve büyük alametler şeklinde. Küçük alametlerin çoğu uzun vadeli ve toplumsal gelişmelerdir! Büyük alametler ise, daha müşahhas yani daha somut ve belirgin mucizevi söylemlerdir.
Mehdi inancı Sünni Müslümanlar içerisinde, yani hem ilim adamları hem de halk arasında yaygındır! Fakat Buhari ve Müslim’de müstakil bir “Mehdi” kısmı yoktur! Sahiheyin’de böyle bir bölüm ayrılmamıştır. Hz. İsa’nın, yani Mesih’in dönüşü ve Deccal ise, Sihah külliyatında çok net bir şekilde ifade edilmiştir!
Akait gereği her Sünni ekol, Mehdi’yi aynı zorunlulukta kabul etmiyor! Yani gelir diyenler olduğu gibi, gelmez diyenler de vardır!
Sağ duyu sahibi Sünniler, Hz. Mehdi, Hz. Peygamber’in soyundan gelecektir! Hz. Peygamber’in kızı Fatıma ile Hz. Ali’den doğan Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve onların soyundan gelecektir derler!
Mehdi denen kişinin ismi de “Muhammed” olacaktır. Hatta bazı Sünni metinlerde bu kişinin (Mehdi), vücut şekli bile tarif ediliyor. Deniliyor ki, Mehdi’nin alnı açık, burnu kemerli olacak, işte vücudunun şurasında şu iz, burasında bu iz bulunacaktır vs.!
Sahte Mehdiler de işte kendilerinde bunu görünce, taraftar topluyorlar. Her yüz yılda böyle bazı kişiler çıkmış, Mehdi benim demiş, vücut özellikleriyle başlamış başka şeyleri anlatmışlar! İşte benim ismim Muhammed Mehdidir, peygamber soyundan geliyorum vs. diyerek halkı peşlerine takmışlardır!
Şii anlayışından farklı olarak Sünni görüşte Mehdi, toplum içinde gizlice yaşayan biri değildir! Yani Şiilere göre Mehdi, toplumda yüz yıllardır yaşayan ve var olan birisi ama, gizli imamdır! Fakat Sünni inancına göre Mehdi, ahir zamana kadar toplumda yoktur! Gizli falan değildir! O, sonradan ortaya çıkacaktır! Mehdi olduğunu kendisi bile anlamayacaktır! Yani belli bir yaşa gelip, olaylar onu bir yere getirinceye kadar kendisinin Mehdi olduğunu bilmeyecektir. Hatta etrafındakiler ona “sen Mehdisin, biz senin yanında yer alacağız” dedikleri zaman, Mehdi dağlara kaçacaktır. “Ben Mehdi değilim, öyle bir özellik bende yoktur!” diye itiraz edecektir.
Peki insanlar neden onun yanında yer almak isteyeceklerdir?
Hadis kitaplarında denir ki:
- “Öyle bir zaman gelir ki, ahir zamanda Deccal ortaya çıkar. Deccal’ dan uzak durun ve Mehdi’nin yanında yer alın!”
Görüldüğü üzere bu hadiste, adeta farz derecesine yakın bir emir vardır!
Mehdi’nin ne zaman geleceği, Sünni inancına göre belirsizdir! Sünni ulemaya göre Mehdi, yer yüzü zulümle dolduğu ve her yerde belirsizlik ve emniyetsizlik yaygınlaştığı zaman gelecektir ve dünyayı adalete boğacaktır. Mehdi’nin bir özelliği de tüm Müslümanları kendi liderliği altında birleştirmesidir!
Mehdi Nerede Ortaya Çıkar?
Sünni ulemaya göre Mehdi, Mekke’de ortaya çıkar. Daha sonra da idare merkezi Şam-Kudüs hattına kayabilir. Yani Sünnilerde Mehdi’nin idare merkezinin Irak/Kûfe olduğu söylenmiyor!
Hz. İsa (as), yer yüzüne inince Mehdi’ye yardım eder! Mehdi orduyu yönetir. Mesih İsa ise Deccalı öldürür.
Mehdi dönemi, Yecuc-Mecuc ve diğer büyük alametlerden önce yaşanacak nispeten kısa bir refah ve adalet dönemidir! Sonrası kıyamete uzanan felaketler faslıdır!
Yani dünya Mehdi’nin gelişiyle son bir kez daha adaletli günleri yaşayacak. Ondan sonra da dünya, kıyamet çukuruna doğru yuvarlanıp gidecektir!
Mehdi’nin Zuhurunun Alametleri!
Sünni ulemasına göre de ahır zamanın özellikleri arasında zinanın yaygınlaşması, fuhuşun artması, faiz ve içkinin her yere bulaşması, genel olarak ahlakın bozulması, paranın bollaşması ve yer altından çok büyük miktarda maden, mineral ve elementlerin dışarı çıkarılıp işlenmesi gibi çok sayıda olumsuzluklar vardır!
Bir diğer kıyamet alameti ise, bedevilerin yani çöl Araplarının yüksek binalar yapması, köle kadının kendi efendisini doğurması, Konstantinopolis’in fethi ve yalancı peygamberlerin ortaya çıkması da kıyamet alametleri arasında sayılmıştır!
Tabi ki Bedevilerin yüksek binalar yapması alameti derken, Kuveyt, Katar, BAE, Suudi Arabistan gibi Körfez ülkeleri akla geliyor. Çünkü buralar Bedevi Arapların bulundukları bölgelerdir! O yüzden oraları gösterip “kıyamet alameti gerçekleşti” diyenler hayli fazladır!
“Kadının kendi efendisini doğurması” ise, bir çok spekülasyonu olan bir konudur! Örneğin bundan kastın “taşıyıcı annelik” ve “tüp bebek” gibi olduğunu söyleyenler vardır. Daha doğrusu; “bir kadını kiralıyorsun, kadın da bir başkasının çocuğuna rahmini açıyor ve onu doğuruyor! Doğurduğu kişi aslında, kiralayan aile olduğu için, kadın kendi efendisini doğuruyor” denir! Yani bu türden spekülasyonlar çoktur!
Bazı din adamları Konstantinopolis’ in fethinden, İstanbul’un fethini anlıyorlar! Fakat bazıları da bu günkü İtalya’nın baş kenti Roma’nın kastedildiğini düşünüyorlar! Çünkü Konstantinopolis dediğimizde, başkenti değil de bir medeniyeti, bir devleti anladıklarını söylüyorlar! İşte onlara göre ikinci görüş kabul edilirse, ahir zamanda Roma’da tıpkı Kudüs gibi, Müslümanlar tarafından fethedilecektir! Yani İtalya da bir saldırıya uğrayacaktır gibi bir yorum vardır!
Sünni eskatolojisi de aynen Şii anlatıları gibi güncel olaylarla kolayca ilişkilendirilebilir! Afganistan’dan Suriye’ye, İran’dan Yemen ve Arabistan’a kadar neredeyse tüm olaylar, ahir zaman anlatısı ile bire bir örtüşüyor. Bunların düşünce ve inançları arasında çok ürkütücü bir benzerlik söz konusudur.
İslam kıyamet literatüründe önemli bir yeri olan bir unsur da Amik ovasında gerçekleşeceği düşünülen büyük savaştır! Sünni kaynaklarda buna “Melheme-i Kübra” denir. Yani “büyük kıyım savaşı” veya “kıymet savaşı!”
Kıyamet Savaşının Bir Dayanağı Var mıdır?
Kıyamet savaşının dayanağı, Sahih-i Müslim’de geçen bir hadistir! Buna “Müslümanların Armageddon” u diyenler de vardır! Ebu Hüreyre’den aktarılan hadiste şöyle denir:
- “Kıyamet kopmaz ki Rumlar Amak’ a (yani Amik ovasına) veya Dabik’a (yani bu günkü Halep ile Türkiye sınırı arasındaki ovaya) inmesin! O gün yer yüzünün en hayırlılarından bir ordu, Medine’den onlara karşı çıkar, oraya intikal eder! Savaşta üçte biri kaçar, üçte biri şehit olur ve üçte biri ise galip gelir! Galip gelenler Konstantiniyye’yi fetheder! Ganimet paylaşırken Deccal çıkıp ailelerinize girmiş haberi gelir. (Yani Deccal çıkmış evlerinize, hanelerinize girmiş ve oraları işgal etmiş haberi gelir!) Müslümanlar dönerler, Şam’da saf oluştururlarken, Hz. İsa döner Deccalı öldürür!”
Hadis bu şekildedir. Burada geçen “Rum” kelimesini “Hristiyan dünyası” diye okuyan hayli fazla insan vardır. Hadisin, bugünü değil, geçmiş olayları anlattığını söyleyenler de vardır. Ayrıca “Haçlı seferleri”, “Moğol saldırıları” veya “Bizans imparatorluğunun başkenti olan İstanbul’u, fatih Sultan Mehmet’in fethetmesi” gibi anlayanlar da vardır.
Haçlı seferlerine baktığınızda buna benzer olaylar çok fazladır. Yani bahsi geçen Amik ovası veyahut da Halep ile bugünkü Türkiye sınırı arasındaki ovada gerçekleşen savaşlar, o dönemde olmuştur! Fakat çoğunluk hadiste geçen olayların ahir zamanda, yani kıyametten hemen önceki dönemde yaşanacağını düşünüyor. Bu nedenle, yani hadisi esas alarak 2014 yılında İŞİT bölgede faalken ve o zaman oralarda güçlüyken, hadisi gerçekleştirmek için o bölgelere, yani “Amik ovasına” yakın yerlere ve Halep’in hemen kuzeyine yerleşmeye çalıştı ve orada 80 bayrak toplansın diye emir yayınladı!
Sünni ulema bu hadisi onların “tevil etme” (zorlama) veya “kendilerine uydurma” olarak yorumladılar. Nitekim İŞİT kısa bir süre sonra o bölgeden çıkarıldı! “Melheme-i Kübra” ya da buna benzer bir savaş da orada gerçekleşmedi. İşte buraya kadar anlattıklarımız, Sünni Müslümanların kıyamet ve Mehdi beklentisi ile ilgili inançlarıydı.
Şimdi de Şii inançtaki en son kurtarıcı olan Hz. Mehdi’yi ve kıyamet savaşını anlatacağız!
Şii teolojisine göre 12 inci imam yani Hz. Mehdi, yüz yıllar boyunca gizli kaldı. Ama ahir zamanda “Gaybet-i Kübra” (büyük gizlilik) dönemi sona erecek ve Hz. Mehdi dönüp dünyayı kurtaracak, böylece de saklanmaktan vazgeçecektir! Daha doğrusu o, dünya olaylarına el koyacaktır!
Fakat Şii din adamlarınca kurtarıcı bekleyişi, pasif bir bekleme değildir! Onlara göre Hz. Mehdi’nin gelişini çabuklaştırmak ve onun işlerini kolaylaştırmak şarttır!
Yani Şiiler Mehdi’nin gelişini kolaylaştırmak ve ona uygun bir zemin hazırlamak istiyorlar! Bu da Şii ve Sünni inancına göre, Mehdi geldiği zaman dünya zulüm ve adaletsizlikle dolu olacak. Mehdi dünyaya düzen getirecek, istikrar ve adaleti hâkim kılacaktır.
Şii Ekolünde Mehdinin Zuhur Alametleri!
Şii hadis ve eskatoloji literatüründe, Mehdi’nin gelişinden önce, gerçekleşeceğine inanılan iki tür alamet vardır. Bunlardan ilki “kesin/hatmi alametler, diğeri de gayri hatmi (kesin olmayan) alametlerdir! Kesin alametlere bakıldığında Mehdi’nin zuhurunun kaçınılmaz işaretleri olarak kabul edilen ve hemen öncesinde yaşanılacağına inanılan 6 olay vardır ve şunlardır:
1- Süfyâni ’nin ortaya çıkışı. (Bu kişi Şam’da, yani bu günkü Suriye, (Şamat) dediğimiz bölgede ortaya çıkacaktır. Süfyânî, zulüm ve kargaşa yaratacak, askeri ve siyasi bir figür olacaktır! İslam tarihi literatüründe “Şamat” dan kasıt; bu günkü Suriye’nin tamamı, Lübnan, hatta İsrail ve Anadolu’nun bir kısmıdır! İşte Süfyanî’ nin bu topraklardan gelmesi bekleniyor. Şii teolojisinde Süfyanî denilen bu kişinin bu bölgede çok büyük kıyımlar yapacağına ve Mehdi’ye karşı çıkacağına inanılıyor!
2- Yine aynı yoruma göre Yemen bölgesinden çıkacak olan ve insanları Mehdi’ye destek olmaya çağıracak adil, hak yolunda olan bir liderin de ortaya çıkmasıdır! Buna da Şiiler “Yemani” derler. Yani “Yemenli” anlamına gelir. Bu zat, Süfyanî ile aynı dönemde ortaya çıkacaktır!
3- Yine aynı inanca göre, Herhangi bir ramazan ayının 23’üncü gecesinde, gök yüzünde, her kesin kendi dilinde duyacağı ilahi bir ses (nida), Mehdi’nin zuhurunu dünya insanlarına ilan edecektir. Kanaatimce her halde bu ses, günümüzde TV. Yayını, internet, Youtube, Radyo vs. dir!
4- Süfyani, Şii ve Sünni inancına göre Hz. Mehdi’yi durdurmak üzere, Mekke üzerine bir ordu gönderir. Bu ordu, Mekke ile Medine arasında bulunan “Beyza” çölünde yerin dibine batar (zemin bu orduyu yutar!)
5- Mehdi’nin elçisi olarak Mekke’ye gönderilen temiz ruh (yani nefsi zekiye) olarak bilinen elçi, Kâbe ile makam-ı İbrahim arasında katledilir! Bu olaydan 10-15 gün sonra ise, Mehdi zuhur eder (herkese görünür!) Hz. İsa ise, daha sonra Şam’daki bir caminin beyaz minaresine iner ve Mehdi’nin arkasında namaz kılar!
Pek çok Sünni kaynak bu caminin Emevî Camii olduğunu iddia eder. Yani Hz. İsa’nın gök yüzünden yer yüzüne ineceği cami olarak, Emevî Camiini söylerler. Fakat hadiste “Emevî Camii” olarak geçmez. Zaten hadisin söylendiği zaman orada böyle bir Camii de mevcut değildi!
6- Fırat suyunun çekilmesi ve çok büyük kuraklıkların ve kitlesel kıtlıkların ortay çıkması!
Her din ve mezhep kıyamet alametleri arasında bu doğal afetler sayılıyor. Kuraklıklar, yangınlar, işte orman yangınları, susuzluk, hastalıklar vs. hem Yahudilik dininde hem de İslam tarihi içerisinde yer almaktadır!
Şii inancında kesin alametlerin yanı sıra, toplumsal ve jeopolitik kırılmalara işaret eden diğer beklentiler de vardır. Onları da şöyle saymak mümkündür:
“Rey” (bu günkü Tahran) ve Kufe (Irak) ta karışıklıkların çıkması! İşgal ve istikrarsızlıkların yaşanması vs.”
Şii kaynaklara göre Kufe, Mehdi’nin başkenti veya yönetiminin üssü olacaktır! Demek ki Mehdi, Mekke’de ortaya çıkacak ve Irak’ı kendine başkent yapacaktır! Fakat bu konuda tartışmalar söz konusudur, bundan dolayı kesin bir şey söylemek mümkün değildir! Özellikle de Sünni ve Şii din adamları, birbirinden farklı görüşler ortaya atmışlardır. Yine Şii kaynaklarına göre; Şam bölgesinde 3 farklı gücün (mızrağın/ordunun) çatışması yaşanacaktır. Söz konusu bu 3 farklı ordu Şam bölgesinde savaşacak ve bölge harabeye dönecektir! İşin doğrusu Suriye gerçekte harabeye döndü! Son 10-15 yıl içerisinde Esad döneminde yaşanan iç savaş ve sonrası, bu bölgeyi harabeye çevirdi!
Tekrarda Şii inancına geri dönersek şunu söyleyebiliriz:
- “Şiilere göre Kudüs ve Mescidi Aksa, bu anlatıya göre en son kurtarılacak yerler olacaktır. Demek ki Şiilerin beklentilerine göre Kudüs, Mehdi tarafından ele geçirilecek ve İsrail’in elinden alınacaktır. Deccal ise, yine bu bölgede yenilecek ve Deccalı öldürmede, Hz. Mehdi’ye Hz. İsa yardım edecektir.
Detaya girecek olursak bu inanca göre alametler tamamlandığında Mehdi (as) Kâbe’de ortaya çıkacaktır! Yanındaki 313 komutanı ile birlikte hareket başlatacak ve Kâbe’den hareket edeceklerdir! Ardından Irak’a, Küfe şehrine gelecekler ve orayı yönetimin merkezi yapacaklardır! Hz. İsa (as) da gökten inerek, Mehdi’nin yanında duracak. Böylece dünya genelinde “adil bir dünya düzeni” kurulacak. Kaynaklara göre de dünya adalete gark olacaktır. Yani adalet etrafa taşacaktır. Her kese adalet ulaşacaktır!
Şimdi bu görüşler ile günümüzde bugün yaşanılanlar arasında çok ciddi benzerlikler olduğunu kabul etmek gerekir. Daha doğrusu “hayli şaşırtıcı benzerlikler söz konusudur!” Sıradan bir Şii, dinî metinlerde yazılanlar ile televizyonlarda izlediği haberler ve güncel olayları karşılaştırdığında, rahatlıkla Mehdi’nin gelmek üzere olduğu düşüncesine ulaşabilir!
Yemen de iç savaş hızlanarak devam ediyor. Yemen’deki ordu İsrail, Batı alemi ve Suud Arabistan ile birlikte körfez ülkelerine meydan okuyor ve yine onlara füzeler atıyor. İnsansız hava araçlarıyla saldırıyor. Yine Suudi Arabistan’ın boru hatları, Irak’taki Haşdi Şabi güçleri tarafından bombalanıyor. Dolayısıyla mütedeyyin bir Şii, bu gelişmelere baktığında Yemen’den, “Yemani” lakaplı bir komutan çıkacağını ve Mehdi’ye yardım edeceğini hayal edebilir!
Aynı şekilde Suriye uzun bir iç savaştan yeni çıktı. Şam’da yeni Suriye topraklarına baktığımızda, her yer tarumar oldu (yıkıldı), HTŞ’ nin Esad’ı devirmesiyle birlikte, Suriye’de İran etkisi çok zayıfladı ve Esad devrildikten sonra Suriye, neredeyse İsrail’in hakimiyeti altına girdi girecek. Bu tabloya bakan dindar bir Şii, rahatlıkla Suriye’de Süfyani diye birinin ortaya çıkacağını veya çıktığını düşünebilir. Muhtemeldir ki, Tahran’dan bakanlar Ahmet el Şara’ yı gördüklerinde veya ileride onun yerine geçeceğini düşündükleri biri hakkında düşündüklerinde, onun Süfyani olduğunu da düşünebilirler!
Gazze de yaşanılanlar, ABD ve İsrail’in birleşip İran’a saldırması vs., bunlar da Şii kıyamet beklentisiyle oldukça uyumlu şeylerdir. Dolayısıyla Şiileri, dünyanın en büyük askeri gücü olan ABD karşısında tavizsiz veya uzlaşmaz kılan inanç budur! Yani Mehdi ve kıyamet beklentisidir!
Gerek Trump ve gerekse savaş ile yakından ilgilenen Bakanları, İran topraklarına 10.000’den fazla bomba bıraktıktan sonra, Tahran’ın milim kıpırdamadığını gördüler. Bunun üzerine gerek Trump ve gerekse Peter Brian Hegseth, İranlılar için şunları dediler:
- “Bunlar normal insan değiller! Yenildiklerini anlamıyorlar! Her yeri bombaladık, daha ne yapacağız!”
Trump da şunu söyledi:
- “Bunlar, dünyadan kopuk olarak yaşıyorlar!”
Trump ’un yaptığı bu tespit, kısmen doğrudur. Özellikle ruhani lider, devrim muhafızları ve bunların çevresi, kıyametin ve Mehdi’nin, yani 12 inci imamın gelişinin çok yakın olduğunu düşünüyorlar ve dünyevi uzlaşmalara, taviz vermeye tenezzül etmiyorlar! Çünkü öldüklerinde cennete gideceklerine inanıyorlar!
Şu andaki yaptıkları mücadele de tamamıyla cennetin yolunu açan gayretlerdir. Yani böyle inanıyor ve böyle düşünüyorlar! Bu nedenle İran ve Şiilerin Orta doğu politikasını anlamak isteyen her kes, bu inanç bakış açısını görmek zorundadır! Aksi taktirde, onların birçok politikasına anlam veremezsiniz! Hatta bunları saçma bulursunuz!



