Ne olmakta, nereye gitmekteyiz!

 Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla

      Iğdır ili merkezinde tespit edebildiğim kadarıyla on üç tane şiaya ait mescit ve cami bulunmaktadır. Bunlar, toplum ihtiyaçları göz önüne alınarak toplumun kendi katkılarıyla ve bizatihi çalışmalarıyla yapılarak yaşatılan mabetlerdir. Bugün Iğdır ilinin tam doğu tarafında, yeni hastahane yolunun giderken sol tarafında kalan mahalle için de nüfus yoğunluğu nedeniyle ihtiyaçtır. Çalışmaların olduğunu duydum, inşallah başarılır.

      1989 yılının ilk baharının başlangıçlarıydı, bir gün babam rahmetli köye gel seninle mühim bir işim var diye haber göndermişti. Gittim oturduk kâğıt, kalem, plan, proje sermiş önüne heyecan ve istekle, üç dört aydır bir konuyu düşünüyorum şimdi karar verdim, sen de bil ve fikrini söyle.

    Bizim kayısı bağının, şu ana yola doğru olan, önceleri harman dövmekte olduğumuz kısmından beş yüz metre kare -şimdilerde kardeşim Abbas’ın- elindeki alanı ayırıp cami yapmak istiyorum. Ne dersin?  Ben hemen ne gereği vardır. Yaycı köyünün camisi vardır deyince.

 Dedi ki: karda, kışta, yağmurda, çamurda bu uzak yolu gidip gelmek, hele geceleri çekilecek gibi değil. O zamanlar gerçekten yağmur yağdığında, yapılmamış olan toprak yol, çamur deryasına dönerdi, ışıklandırma yetersizliği ayrı bir sıkıntı doğurmaktaydı.

    O çamur deryasının içinden arabaların hayvanların gidiş gelişi çamura başka bir özellik kazandırmakta, anlam yüklemekteydi. Takriben yaycı köyünde bizim ev ile cami arası iki kilometrelik bir mesafededir. Babam davasında haklıydı. O günlerde bizim ev ile İslam kirve rahmetlinin evi vardı o civarda. Orada caminin yapılması sırıtırdı o gün. Babamın o istek ve heyecanını hemen bastırmak istemediğimden sonuna kadar dinledim. -Baba düşünüp sana fikrimi söylerim diyerek ayrılıp eve gittim.

     İki gün sonra babamın yanına giderek

- Baba bu yaptıracağımız caminin hocalığını da doğal olarak bana yaptırtacaksınız değil mi?

- Evet.

     Bizim yörede bunun örnekleri vardır. Hoca olmadığında şehirdeki hoca cemaat namazlarının dışındaki bir zamanda vakit ayarlar o vakitte halk toplanır vaaz verir ve sorularını cevaplandırır halkın.

     Babamın burada açığa varmadığı bir konu daha vardır. O da benim köye gelip orada da kendimi göstermemi sağlamak. O duyguyu anlatmak belki zordur ama planın ikincisi de odur. Doğal olarak orada hocalık yapmak da bana ekstra bir ün ve maddi kazançta sağlayacaktır. O kazanç olayından bana göre çok daha önemli mesele toplum birlik ve beraberlik olayıdır. Allah emri de o istikamette…

    Yaycı köyünde o gün iki tane hoca vardır biri köyün yerlisi birisi de başka yerden gelip köye palazlanmış üçüncü birinin olması anlamsızlaşır artık. Onun için babam o arayı da öyle kapatmak bir taşla iki kuş vurmak istiyordu.

    Dedim baba kararına saygı duyarım ama bu işin sakıncalı ve problem yaratacak boyutu da vardır. Köyümüzde iki caminin olması köyün birliğine darbe vurur. Uzak yakın önemli günlerde, bayramlarda, Muharrem ayı toplantılarında diğer gerekli günlerde her kes bir yere toplanır birlik oluşur.

      Yarın oradaki hocanın bir sözünden hoşlanmayan, bir hareketini beğenmeyen veya birisine kırılıp darılan, kızan, öfkelenen, problemi olan orayı bırakıp buraya gelecek, havadan bahanelerle köy ortamında gerginlikler, dargınlıklar oluşacaktır. Bir yerde bu konuya biz sebebiyet vermiş olacağız. Faydalı olalım derken zarar vereceğiz sevap kazanalım derken günaha bulaşmış olacağız.

     Bizde “vayıst” kelimesi bais kelimesinin bizcesidir. Sebep olmak manasına. Vayıst’a baisten daha fazla anlam yükleyerek bütün kötülükleri içinde barındıran bir ağırlık oluşturur. Baba bu hareketle vayıst oluruz dedim.

       Bu dediklerime örnek oluşturacak köyler vardır. Adeta kurtarılmış bölge gibi.

Babam düşünmeye başlayarak, iyi, güzel deyip düşünceye daldı. Haklısın galiba dedi. Ben ayrıldım.

     Cuma günü Hacı Hüseyin Camiinde cuma namazı için geldiğinde: sana geçen gün gönülsüzce haklısın dedim ama gerçekten haklısın. Sağ ol. Böylece o gün vaz geçildi orada cami yapılmasından.

      Bugün o bölgede yerleşenlerin çoğunluğundan ötürü bir camiye ihtiyaç vardır yalnız Yaycı köyüne dönüş noktasına yakın bir yerde, yoksa bizim evler yine uzak kalır.

      İçinizden birileri haklı olarak, kardeşim senin bu hikayeni, okumaya mecbur muyum diyerek kıza bilir. Haksız da değildir. Bir gerçeğe parmak basıp vurgulamak için yazıyorum.

      İlk girişte bahsettim Iğdır il merkezinde Şiilere ait on üç tane mescit ve cami vardır. Her tarafta dillendirildiği gibi bu merkezlerde de çeşitli sebeplerden ötürü git gide azalmalar oluyor küsmeler, darılmalar, beğenmemeler, umduğunu bulamamalar ve havadan sudan anlamsız bahanelerle uzaklaşmalar gözlenmektedir.

     Bunun üzerine dağılmaya parçalanıp bin parçaya bölünmeye aracı ve vesile olanlar da vayıstlıklarını esirgemeyip, canı gönülden mesai harcamaktadır. Örnek mi istiyorsunuz? Verelim.    

     Muharrem ayında Aşura günü on binlerin yıllar yılı her köşeden gelip bir noktada toplanarak oluşturdukları, o muhteşem birliği parçalayıp dağıtmak. O güne kadar kimsenin aklının ucundan ayrı yerde Aşura ile ilgili bir hareket yapmak geçmezken artık her köşe başında, sokak aralarında, yol ortalarında tezgâh kurup bilen, bilmeyen, anlayan anlamayan, yetkili yetkisiz her kes parçalanmışlıktan, parçalayanların kendilerinin ve ölmüşlerinin hayrına yararlanmaktadır.

     Bütün bunların üzerine dün Iğdır’da ne yapacağı henüz netlik kazanmamış bir vakıf açılış töreni yapıldı. Al El Beyit adıyla din tandanslı bir kuruluş. Bu da Şiilere hitaben kurulmuş bir tezgah.

    Bu kadar cami ve mescit dururken bunun burada kurulup faaliyete açılmasının acaba anlamı nedir? Bütün iyi niyetimle düşünüp anlamlandırmaya çalışıyorum bir tarafa çıkarabilme gücünü bulamıyorum kendimde. Bu dağılmış ve parçalanmışlığın üzerine tuz, biber ekip ivme kazandırmak için mi? Neden?

    Dini ve mektebi hassasiyet duyarlılığı dürtüleri ile yapılmışsa burada faaliyet gösteren camilerin daha iyi ve güzel çalışabilmeleri için yardımcı olunabilirdi.

     Veya gerçekten ihtiyaç duyulan ve hizmet edilmesi gereken yerler özenle aranılarak seçilmek isteniyorduysa Adıyaman, Malatya, Erzincan, Gaziantep, Diyarbakır ve benzeri yerlerde hizmet alanları oldukça geniştir oralarda İmam Zaman (af) malı harcanarak hizmet edilmeliydi. Burada değil. Belki birileri bana peşin hüküm veriyorsun diye çıkışabilir.

    Hayır, bu ad altında Hacı Celil Türkoğlu camisinin hemen karşı sokağında bir yer kiralayan vakıf, camide yapılması gereken Muharrem ayındaki toplantıyı sabote ederek yolu kesip, yol üzerine sandalyeler dizmiş ve milleti orada toplamıştır. İnsanlarımızın da canına minnet ayakkabı çıkarmadan, sandalyelere kurulmuş, suyunu, ayranını içmiş, telefonunda internete girmiş, sigarasını içmiş bunların da her kesi rahatsız edecek şekilde yüksek sesle açtıkları rep vari sözde ağıtları dinleyip eğlemişlerdir. Daha bunlar kurumsallaşmadan parçalanmayı bu boyuta taşıma değirmenine su dökmeye başlamışlardı.

     Birileri ben de iş yaptım, hizmet ettim demek için, üstüne, falan filan merkezlerde böyle yatırımlar yaptım diyebilmesi için yanlış yönlendiren heves kar klavuzlara uyup İmam Zaman’ın (af) kutsal varlığını çar çur edip hatta amaç dışı kullanmasına sebep olmuştur.

    Allah bölünmelere, parçalanmışlıklara sebep olanları ıslah etsin, şuurlandırsın, uyandırıp vayıstlıklara yönelmelerini engellesin. Ama hidayet olmak da akıl, şuur ve iman sorumluluğu istiyor. Yoksa çare nedir?

    Dikkat edin bu bölünmüşlük yüzünden hiçbir işte başarılı olamıyoruz. Niye çünkü Allah’ın kanunu değişmez. Allah sapıp inatla, sapkınlıkta ısrar edenlere, aklını kullanmayanlara yardım etmez. Bölünüp parçalananları sevmez. Yine de iyi niyetimizle yüceler yücesi rabbimden bizler için hayırlı olanları nasip etmesini, hayır bereket, sağlık, sıhhat, huzur ve mutluluk vermesini yüce makamından dilemekteyim. Saygılarımla.

     Şehrimizdeki ve köylerimizdeki cami ve mescitler dururken bu alternatif çalışma neye fayda sağlayacaktır?

      Gerçekten dini ve insani faydalar mülahaza edilerek mi gerçekleştirildi.

       Cami ve mescitlerin hangi yapamadığını veya yapamayacağını bu vakıf hayata geçirecektir?

        Camilerin yalnız namaz kılmak ve kıldırmak yeri olmadığını aynı zamanda dini bilgilerin verildiği, sosyal hareketlerin hayata geçirildiği yerler olduğunu bilmekteyiz.

         Gayri resmî yardım mekanlarının olduğu, sıkıntı ve problemi olanların, bilindiğinde yardımına koşulduğu bir gerçektir.

         Peygamberimiz hazretleri (saa) döneminden itibaren camilerin bir çok İşte , olayda merkez olduğu; ok atma talimlerinin yapıldığı, danışma ve istişare toplantılarının yapıldığı, yakın savunma taktiklerinin verildiği bilinmektedir.

         Hz. Peygamberden sonraki süreçte de camiler en önemli merkezler olmuştur.

         Çağımızda da önemli dini havzalarda camiler aynı önemi korumuştur. Camilerde , genellikle derslerimizi okumuşuz. Genelde dini medreseler bir çeşit talebe yurdu görevi yapmış olup camiler, cemaat namazlarının dışında okul görevi yapmıştır.

          Hatırlarım Irak’ın Necef kentinde okurken Ayetullah Hoyi (rh) derslerini yüzlerce talebesine camide verirdi.

          Ayetullah Humeyni’nin (rh) ders verdiği caminin adı Türk mescidiydi Necefte, Merakımdan o camiyi görmek için o dönemlerde bir kaç defa, konuyu anlamamama rağmen derslere katılmışım.

          İran Kum kentinde Ayetullah Şeriatmedari (rh) mescid-i Azamda ders verirdi. 

           Ayetullah Gulpeyganin (rh) de aynı yerde başka bir saatte ders programı vardı. 

        Onlarca örnek vermek mümkündür. Yani Camiler bu gibi etkinliklerin yapılabileceği yerleridir.

        Iğdır gibi durumu kırılgan yerlerde böyle mekanların yapılması cami ve mescitlere, zayıf olan ilginin daha da azalmasına sebep olacaktır düşüncesindeyim. İşte vayıstlık odur.

         Bunu düzeltmenin yolu meslek erbabının sorumluluk bilinciyle hareket etmesine bağlıdır. Ne yapılır, nasıl çalışılırsa faydalı olunur ve çekicilik kazanılır diye düşünüp kafa yormak lazım.

          Ben bu mesleğe bil fiil başladığım günden beri kendi mihverimde, bir din adamı olarak tevazu göstermeye gerek duymadan, dedi kodu ve çekiştirmelere aldırmadan birçok ilke imza attım.

         Ağrı Taşlıçay’da ilk mesleğe başladığımda halk içinde sağ-sol gerginliğinin yanı sıra bir de mezhebi çekişme had safhadaydı. Halk birbirini düşman gibi görmekteydi. Ben zaten kimsenin inancıma karışmasını sevmediğim gibi başkasının inancına karışmayı da zinhar sevmem. Halk içinde bazı fanatik görüşlüler benden hoşlanmadı.

         Ona rağmen günlerce çare yolları düşünüp bir voleybol oyun sahası kurulmasını ve ilgileneceklerin gelmesini, bir metot olarak gördüm ve kısa zamanda, kaynaşma meydana gelirken cami cemaatinin çoğalmasını da sağladığını müşahede ettik. Ama aleyhime bir sürü atıp tutan da oldu. Sonradan aleyhime atanlar pişmanlıklarını da itiraf ettiler.

         Iğdır Hacı Hüseyin Camiinde göreve başladığımda Taşlıçay’daki avantajlara sahip değildim ama yine de gençleri toplayabilmek için okul bahçesinde, okul yönetiminden izin alarak voleybol sahası kurup onlarla beraber oyun oynamaya namaz vakitlerinde de namaza birlikte gitmeye başladık.

       Buradaki baskı ve dedikodu Taşlıçay’dan daha yoğundu. “Bir cami hocası nasıl top oynar?” diye. Onun haricinde 1985 senesinde caminin 2 metre genişliğinde 10 metre uzunluğundaki bodrumuna masa tenisi kurarak gençlerin iştirakini sağladık. Tenis oynamaya gelenlerin neredeyse yüzde otuz-otuz beş kısmı camiye gelerek derslere, cemaat namazlarına vaazlara katılmaktaydı.

         Cami avlusuna bir aralar basket potası koymayı da düşünmedik değil. Ne var ki avlu müsait değildi. Yapamadık.

         1985 yılında ilk olarak Türkçe bir şii ilmihalini, Ayetullah Khoyi’nin (Hoyi) eserini tercüme edip yayınladık. O zaman da başka bir kıyamet kopardılar. Toz dumana karıştı. O ilmihalin peşinden birkaç tane kitap o günün zor koşullarında yayınladık.

         1990 senesinde, o güne kadar yalnız cami içlerine sıkışıp kalan Aşura etkinliklerinin dışarıya çıkarılarak Asri mezarlıktaki boş alanda yapılmasını gerçekleştirdik. O güne kadar yalnız Iğdır’ın Aralık ilçesinde deste guruplarının baş vurma görselinin gerçekleştirildiğini Iğdır’dan seyretmeye gitmekteydiler.

        Ben Asri mezarlıktaki toplantıda binlerin, on binlerin iştirak ettiği, bilen bilmeyen insanlara Aşuranın esas felsefesinin detaylarıyla anlatılmasını gerçekleştirdim. Ne yazık ki karanlık eller o muhteşem birlikteliği ölmüşlerinin hayrına bozup dağıttı.

          Daha sonra 2009 yılından bu yana günlük cemaat namaz rutinlerinin yanı sıra, cuma namazıyla birlikte, haftada bir defa olmak üzere cumayı cumartesine bağlayan gece kuran tefsir çalışmasını, değerli katılımcıların teşvikleriyle sürdürmekteyiz. Bu çalışmanın oldukça da faydalı olduğu mülahaza edilmektedir.

        Bu arada peygamberimiz (s.a.a.) hazretlerinin vefatlarına kadar İslam tarihini bir buçuk yıl kadar bir sürede tefsir derslerinden bağımsız işledik.

        Bunları kendimden bahsetmek için, kimseden aferin almak, alkışlayın beni demek için yazmadım. Bugüne kadar da hiç ihtiyaç duymadım. Camilerimizde bu gibi işlerin yapılabileceğini anlatmak için yazdım.

        Her hoca arkadaşım da kendi anlayış ve kabiliyeti oranında cami ortamında böyle çalışmalar yaparsa, hadis, siyer, ahkam ve benzeri işlerle toparlanma imkânı olur ve camilerimiz saygınlığına saygınlık katar.

         Yüceler yücesi ulu yaratıcıdan bizlere kendi yolunda sağlam ve tutarlı gidebilme gücü ve şuuru nasip etmesini dileyerek huzur, mutluluk, sağlık, sıhhat vermesini, komşuluğumuzda, akrabalığımızda, dost ve arkadaşlığımızda vefalılığı, sadakati, dürüstlüğü, mertliği, merdaneliyi dumura uğratmadan sürdürebilme başarı ve gayreti versin. Bu hayatımızda peygamberi ve masum ehlibeytinin (as) yolundan, muhabbetinden kıyamette de ölmüşlerimizle birlikte şefaatlerinden mahrum bırakmasın onlarla haşretsin. Saygılarımla. Hüseyin YEŞİL