1938 DOĞUMLU KALEMZER NENE ESKİ GELENEKLERİ ÖZLEMLE ANLATTI.

Iğdır'ın Yaycı Köyü'nde oturan 1938 doğumlu 86 yaşında ki Kalemzer Yıldırım, kültürel değerlerimizin kaybolmaya başladığını, eski adetlerin, gelenek ve göreneklerin unutulduğunu dile getirdi. Düğün adetlerinin neredeyse tamamen ortadan kalktığını, yeni neslin özünü unuttuğunu ifade etti. Bizim zamanımızda gelinlik bile yoktu ama bir güzellik vardı, şimdi o güzellik bitmiş dedi.

86 yaşında ki Kalemzer Yıldırım, "Gelini süsler, çarşafını örter, 4 metrelik elbiselik kumaş içine para koyar gelinin beline bağlardılar. O zaman fayton bile yoktu, mal arabasıyla gelini götürürlerdi. Gelini ağzı sini ile kapalı büyük bir kazanda pilav ile karşılardılar. Gelin içeri girdiğinde oturmazdı, kaynata ve kayını çağrılır, hediyesi alındıktan sonra gelin otururdu. Gelin oturunca gelin hoş geldin hoş geldin, sen bu beye eş geldin karşılaması yapılırdı. O zaman saygı vardı, sevgi vardı, hürmet vardı, ilgi vardı, şimdi yok. O zaman bir büyük gelince herkes ayağa kalkardı, yaşlı kadına yer gösterilirdi. Şimdi biri yer verecek olsa; yanında ki, otur yerine sen de daha yaşlandın diyor." dedi.

Eski anılarını özlemle anan Kalemzer nene, o zaman çapa yaparken okudukları nanaylardan (türkü-mâni) aklına gelenleri de okudu. Kalemzer nenenin anıları, akraba ve yöre dansçıları tarafından canlandırılarak hoş bir zaman geçirildi ve hayır duası alındı.

Yaycı köyünün yaşlı sakinlerinden Banu Yanar da eskiye olan özlemini dile getirdi, gelin olduğu zamanı anarken hüzünlendi. Geçmişten türküler okuyan Banu Yanar, o zamanlar çok iyi yallı (halay-bar) bildiğini dile getirdi yallı benim işim dedi. Ayağında sıkıntı olduğu için oynayamasa da kısa yöresel oyun motifleri gösterdi. Yöre dansçılarından Başak Yıldırım ve Hüseyin Baydar da kostümlü olarak hem dans ettiler hem de yaşlıların hafızalarında kalan geleneksel kültür anılarını dinlediler.

Yaycı Köyü Muhtar Azası 73 yaşında ki Bahattin Parlak, eski düğün adetlerini özlemle anlatırken, düğünlerin 3 gün sürdüğünü ifade etti. Kız kınası ve bey kınasının ayrı yapıldığını, daha sonra bey tarafının kınasıyla birlikte kız kınasına giderek kınaların orada değiştirildiğini, erkek tarafının kız evinden bir tavuk aldığını ve bu tavuğun yalnızca damat ve sağdıçları tarafından aynı gece yenildiğini söyledi. Bahattin Parlak, düğün gününün ayrı bir güzelliği vardı. O zaman bey bağı geleneği vardı. Ağaç dalı ayna, şekerleme ve bazı aksesuarlarla süslenirdi dedi. "Düğün günü gelin, saat 12 gibi beyin evine getirilirdi. Bey (damat) ve sağdıçları damın üstüne çıkarlardı yanlarında 2-3 kilo elma ve şekerleme bulunurdu. Damadın elinde dilimlenmiş elma olurdu, gelin kapıdan içeri girerken damat o elmayı gelinin başına atardı, çocuklara şekerleme serpilir, etrafta ki eşe dosta da elma atılırdı." dedi.

1956 doğumlu Yaycı köyü muhtarı Ferhat Yıldız, "Eski kültürümüzden maalesef çok bir şey kalmamış, eskiden 3 gün düğün olurdu, düğünler cuma günü başlar Pazar günü biterdi. Benim amcam akordeon çalardı, şimdi o da bitti insan özlüyor. Ben demiyorum eskide kalalım ama eskiyi de unutmayalım, eski kültürü de yaşatalım." dedi.   __Erdal Yalçın__