h.kanaatli @ hotmail.com

FUKAHA İLE İLGİLİ BİRKAÇ SORU VE CAVAPLARI

   Soru: 1

   İslam dünyasının geri kalmasındaki suç, “fakihlerin midir?” yoksa “şer’i hükümlerin midir?”

 Cevap

   Elbette ki Sünni- Şii tüm fakihler, İslam dininin bel kemiğidirler! Fakat  şer’i hükümler bayağı ağır hükümlerdirler ve birçoğu da İslam devletiyle (siyasetle) ilintili hükümlerdir!

   Bizler için özellikle de bu çağda gerekli olan İslam, Mekke’deki İslam’dır! Mekke İslam’ında yalnızca Allah vardır ve putlara tapınmanın yasaklığı söz konusudur! Buna sadakat, karşıdakinin hukukuna saygı, güven ve sulh gibi insani değerleri de ilave edebiliriz!

   Mekke’de Hz. Nebi tam 13 yıl İslam dinini bu değerlerle anlattı, insanlar da o dini bu değerler üzerinden kabul etti! İslam’ın aslı da bu değerlerdir! Şeriat sonradan Medine’de geldi! Örneğin beş vakit namaz, bir ay oruç, hac, cihat, zekât vs. gibi hükümler, Medine’de geldiler. Dolayısıyla bunlar, dinin “cevherleri” değil “arazlarıdırlar!” Dinin cevheri, yalnızca Mekke’dekilerdir!

   Kuran’ın özü de Mekke’de nazil oldu! Bundan dolayı diyebiliriz ki, “insanların Allah’tan mesafeli duruşlarının sebebi” şeriat olmuştur!

   Müslümanların önde gelenlerine “1400 yıldır Müslümanlar niçin böyle geri kalmışlardır ve hiçbir ilerleme kaydetmemişlerdir?” diye sorulduğunda, “suç İslam’da değil bizim Müslümanlığımızdadır” diye cevap verirler! Yani “Müslümanların bu kadar birbirleriyle savaşmaları, birbirlerine karşı muhalefet etmeleri, birbirlerine ihanet etmeleri ve bu denli terörist çıkarmaları, kendi yüzlerindendir! Bunlar İslam’ın suçu değildir, Müslümanların İslam’ı yanlış algılamalarındandır vs.” derler!

   Bir dinin şeriatını (hükümlerini) Müslümanların 100 veya 200 yıl yanlış anladıklarını farz edelim! Peki bu dinin hükümlerini 1400 yıl nasıl yanlış anlamış olabilirler, bu mümkün mü? Demek ki bu şeriatta bir sorun vardır ve ondan dolayı onu anlayıp ondan bir hayır çıkarılamamaktadır! Bundan dolayı da halkın büyük bir kesimi bu şeriat hükümlerine karşıdırlar! Dolayısıyla bizim sürekli Müslümanları suçlayıp durmamız doğru değildir!

   Müslümanların Japonlardan ne farkı vardır? Acaba akılları mı eksiktir? Bizler neden yalnızca Müslümanları suçlayıp duruyoruz? Şer’i hükümlerde hiç mi bir suç yoktur? Müslümanların mesh edilmesine (bozulmasına) sebep olan bu şeriat hükümleri olmaz mı? Bu terörist olanları, şeriatta geçen hükümleri bu hale getirmiş olamaz mı?  Yani şeriatı o hale getirenler teröristler midir yoksa dindarları terörist eden şeriattaki hükümler midir? Onun insanlığını elinden alan ve onu bozan şeriat olamaz mı? Ona “öldür ki cennete giresin” sözünü şeriat söyler ise, ve yine “kafirler ile cihat edin ve onları öldürün” derse, insanları da sürekli buna teşvik ederse, o insan dünyanın en iyi insanı olsa bile, ister istemez o hükümlere uyacaktır!

   İlk başlarda Müslümanlar arasında Vahhabilik, Sünnilik, Taliban, el-Kaide, Boko Haram vs. diye bir şey yoktu. İslam’ın ilk dönemlerinde insanlar fıtratları üzereydiler, temiz ve iyi insanlardı! Bu farklılıkları daha sonraları onların beyinlerine yerleştirdiler ve onlara dediler ki; “senden olmayan binlerce insanları öldürüver! Londra, İspanya, Pakistan, Afganistan, Irak, Suriye vs. gibi ülkelerde, cami ve Hüseyniye gibi yerlerde gidip bombanın pimini çekme ve terör hareketlerinde bulunma işini bunlara kim öğretti dersiniz? Bu insanları kim bozup saptırdı? Tabi ki şeriat! Bu insanları bozup değiştiren şey, şeriat hükümleri oldu!

   Fakat şayet Japonya’da olmadığı gibi bizde de şeriat olmasaydı, bizde de teröristlik olmazdı. Peki neden bir tek Müslümanlarda terör hareketleri vardır? Çünkü Müslümanlarda şeriat vardır! Çünkü şeriat, Müslümanlara “öldür” diyor!

   O halde Hıristiyan, Sosyalist, Komünist, Hindu, Mecusi vs. de niçin terör hareketleri bulunmuyor? Onlarda kıtal, diktatörlük, proletarya vs. gibi şeyler vardır, hatta Nazi Almanya’sında harp olmuştur ve harplar tabii şeylerdir, yine ihtilaflar da tabii şeylerdir! Fakat kadınları, çocukları, yaşlıları öldür, kötülükler işle ve bunları da din adına, Allah adına yap gibi emirler, o saydığım kesimlerde yoktur ve doğru da değildir!

   Hatta Almanya’da Hitler bile o kadar zulümler işlemesine rağmen, bir kez olsun “Allah beni savaşa emretti” dememiştir! Fakat bizler, insanlar nezdinde kutsalların en kutsalı olan “Allah” adına bu işleri yapıyoruz ve kendimizi bu şekilde değiştiriyoruz! İşte şer’i hükümlerimiz böyledir!

    Sadece suçu fakihlerin üzerine yıkıp “fakihler böyle yaptı” dememek gerekir! Acaba 1400 yıldır Sünni-Şii fakihler şer’i hükümleri anlamadı da biz mi anladık? Hayır! Onlar da doğru anlamışlardır, fakat asıl zararı veren onlar değil şeriat olmuştur! Şayet bizler eldeki mevcut bu şeriat hükümlerinden kurtulur ve Allah’ın şeriatına sarılır isek, o taktirde kurtuluş imkanına sahip oluruz!

   Allah’ın şeriatı ahlaktır, hakikattir, gerçeklerdir ve insanî olanlardır! Fakat fakihlerin şeriatı bunların tam tersidir ve bunda da suç, yalnızca fakihlerin de değildir, şeriat hükümlerinde de suç vardır!

   Fakihlerin bir suçu vardır ve o da şudur:

-“Fakihler, bu şer’i hükümlerin Nebi zamanına has olduklarını fark edemediler! Yani örneğin cihat, kendi dönemine has bir şer’i hükümdür! Hicret de kendi zamanına has bir eylemdir! Fakat fakihler, “şer’i hükümler kıyamet gününe kadar geçerlidir” diye görüş belirttiler! Oysaki Kuran, fakihlerin söylediklerinin tam tersini söylüyor ve şöyle buyuruyor: “Sizden her biriniz için bir şeriat ve yön-yöntem kıldık!” (Maide: 48) “Biz, her ümmete bir ibadet tarzı kıldık, onlar bu tarz üzere ibadet etmekteler!” (Hac: 67)

   Yani her ümmetin kendine göre bir şeriatı vardır! O halde, cahiliye dönemi Arapların şeriatı neden kıyamete kadar tüm dünyada yürürlükte olsun ki? O döneme ve o kültüre has süt anneliği, zihar konusu vs. nin tüm alemde geçerli olmasına ne gerek var ki?    

   İyice düşündüğümüzde görüyoruz ki bizim şeriatımız insanlarımıza “terörist” olmayı tasavvur ettiriyor! İşte böyle bir şeriat, ilahi şeriat olamaz! Kendi döneminde Allah’ın böyle bir şeylere emretmesi mümkün olabilir ve doğrudur da, hatta bu hükümler Kuran’da da geçebilir! Fakat bu şer’i hükümlerin, içerisinde yaşadığımız bu döneme kadar geçerli olduğunu kabul etmek, büyük hatadır! Bundan dolayı diyorum ki görüşlerimizi değiştirmemiz icap eder! Yani her zaman Müslümanlar hatalıdır ve bunlar İslam’ı yanlış anlıyorlar” sözü, doğru değildir! Hayır! Müslümanlarda şu an bölünmeler vardır! Peki bu bölünmelerin sebepleri nelerdir, bir de o sebeplere iyi bakmak lazımdır!

   Defaatle söylemişimdir! Doktora gidiyorsunuz size reçete yazıyor. On defa aynı doktora gidiyorsunuz, yine de değişen bir şey olmuyor! Yüzlerce ve hatta binlerce insan geliyor, yine de o Doktordan bir şifa bulamıyorlar. Bir yıl, beş yıl, elli yıl geçiyor, bu doktor yine de hiçbir hastasının derdine derman bulamıyor. Hal böyle iken suçu hastalarda bulup, “şu hasta şöyledir, bu hasta da böyledir” deyip hep hastaları mı suçlu görmek lazım? Yani Doktoru kurtarmak için suçu hep hastalara mı atmak gerek? Yoksa biraz aklımızı çalıştırıp Doktorda da bir kusurun olup olmadığına da mı bakmamız icap eder!

   Şayet desek ki şu doktor işi iyi anlamıyor, başka bir Doktora müracaat etmek gerek! Böyle bir taktirde suç mu işlemiş sayılırız?

   Açıkça söylemek gerekir ki, bizim şu dönemde kendimiz için gerekli görmemiz gereken şey, ahlaki şeriattır! Bunu istemeliyiz ve makbul olanı da budur!

   Kanaatimce “ahlaki şeriat” ile insana hizmet etmek, “fıkhi şeriat” ile İslam’a hizmet etmekten daha üstündür! Çünkü insan, İslam’dan daha yüce bir varlıktır! İnsan, Allah’ın halifesidir! Bundan dolayı biz, dinden daha çok insanı önemsemeliyiz! Şayet kendimizi ya da bir insanı “Salih kul” yapmayı başarabilir isek bu, dinden daha hayırlıdır!

   Vahhabi ve Selefi teröristler bile şeriata tabi oldukları için o hale gelmişlerdir! Onların öyle terörist olmaları kolay bir iş değildir! Çünkü adam kendine bomba bağlayıp kendini infilak ediyordur! Yani bu işi, çok koyu mümin biri olduğundan yapmıyordur, onların din adamları onları afyonladığından böyle yapıyordur! Acaba onlar Kuran, sünnet ve naslardan bir şeyler almasalar, kendilerine karşı öyle bir şey yapmaları mümkün olur mu?

   Evet! Bir dönem “cihat” farz idi! Devlet gücü onu gerekli kılmıştı. Ayet nazil olup: “İtaat ediniz Allah’a ve İtaat ediniz Resule ve sizden olan emir sahiplerine de” (Nisa: 59) buyurunca, Müslümanlar da devletin başındakine itaat edip Cihat’a koyuldular!

   Terör konusunun son dönemlerde oluşmuş bir konu olmadığı her kes için malumdur! Terör konusu, İslam’ın ilk ortaya çıktığı dönemlerden itibaren vardır elbette! Yani bundan 1400 küsür yıl öncesinde de terör vardı! İslam tarihine müracaat ettiğinizde ne kadar da insanların hile ile katledildiklerini göreceksiniz! Her kes suçun zalim iktidarda olduğunu söyler, Emevî ya da Abbasileri suçlarlar! Şayet o talimatlar ya da naslar İslam’da olmasaydı, örneğin İbn Arabi gibi bir arif ve Filozof “Hüseyin ceddinin kılıcıyla öldürüldü” der miydi? Bu sözüyle demek istemiş ki Hüseyni’n ceddi, “kanun dışına çıkanı öldürünüz” dediği için o da öldürüldü!”

   İkinci dünya savaşını çıkaran Nazi Almanya’sının lideri Hitler; hiçbir zaman eline Kutsal kitapları olan “İncil’i” alıp da “ben bu İncil’den hükümler çıkararak insanları öldürüyorum” demedi! Fakat Irak’ın zalim lideri Saddam öyle dedi! Yani Saddam mahkemede yargılanırken hâkimin karşısında Kuran’ı Kerim’i çıkarıp kameraya taraf tutarak, “ben bu Kitapta yer alan hükümler üzere ülkemi yönettim ve suçluları cezaya çarptırdım” dedi! Demek ki kıtal ile ilgili Kuran’da ayetler olmasaydı ve Saddam’ı onaylayacak hükümler onda yer almasaydı, Saddam gibi zalimler o kadar kanı dökmeyeceklerdi ve ölümünden sonra da kimse ona “Şehit Saddam” ya da “mümin Saddam” vs. gibi unvanlar takmayacaktı! Bu unvanlar şu anda Saddamcılar tarafından ona takılan unvanlardırlar! Çünkü zalim Saddam, onlara göre işlediği cinayetlerini Kuran’daki ayetlere dayanıp öyle işlemişti!

   Dolayısıyla bizler, din üzerinden iyi insan ile kötü insanı, zalim insan ile adil insanı birbirinden ayrıştırmamalıyız! Genel Müslümanlar olarak bizim algımızdaki bu din/şeriat, nasıl bir din ki, Saddam ve Yezit gibi zalimlerin o kadar işledikleri zulümlerine rağmen, hala dahi onları bize temyiz ettiremiyor, Ali ile Muaviye’yi, Yezit ile Hüseyin’i bu din kanalıyla birbirinden ayrıştıramıyoruz!

   Bütün İslam devletleri, işledikleri tüm cinayet ve katliamları naslar sebebiyle yapmışlardır ve hala de yapılmaktadır! Yezit bile İmam Hüseyni naslar üzerinden katletti! Abbasiler Emevileri yine naslar üzerinden devirdi. “Halki’l- Kuran/Kuran’ın yaratılıp yaratılmadığı” meselesi hususunda binlerce alim katledildi! Mutezile mezhebine mensup olanlar, en sondaki kişiye kadar kesildi vs.!

   Kısacası; Kuran’da yer alan şer’i hükümler, sonsuza kadar geçerli değillerdir!

   Örneğin bir mümin, şu dönemde kendini ineğe tapan bir Hindu’dan üstün görmemelidir! Çünkü bu durum, o bölgede yaşayan Müslümanlar için bir felaket olur! Fakat Kuran onların hükümlerini belirlemiştir. “Müşrikler pisliktir/necistir” demiştir! Şayet birisi Kuran’ın bu hükmünü kabul etmez ve onlara hakaret etmiş gibi davranmaz ise, Müslümanlar bunu, İslam’a hakaret etmiş olarak kabul ederler! Dolayısıyla müşriklere ihtiram da gösterilmez ve bu, caiz de değildir! Nitekim Kuran şöyle der:

-“Müşrikler necistirler, öyleyse bu yıllardan sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar!” (Tevbe:28)

   Ayetten maksat, yani o dönemde onlar necistiler, fakat bu dönemde değillerdir. Yani bu hükmün bu dönemde geçerliliği olmamalıdır!

   Elbette ki bu ayet doğrudur, fakat bunun hükmü o dönemde geçerliydi, şimdi değil! Fakat Sünni-Şii o cahil fakihler derler ki, bu ayetin hükmü kıyamete kadar geçerlidir ve dolayısıyla da onlar, her zaman necisitirler!

   Yani mesele şudur: Siz Müslümanlar olarak sürekli Yahudi, Hıristiyan, Mecusi, Budist, Hindu vs.yi küçümseyin ama, bu durum, o dönem için doğrudur, şimdiki zaman için değil! Örneğin şimdiki zamanda Hindistan ya da Avrupa toplulukları içerisinde yaşadığınız o milletler size dese ki, “Müslümanlar necistirler, onların öldürülmesi şarttır!” Böyle bir sözü duyan Müslüman biri onlardan nefret etmez mi? Tabi ki etmemesi mümkün değildir! Dolayısıyla gayri Müslimlerin de bu hükmü duymaları dolayısıyla, İslam’dan ve Müslümandan nefret etmemesi mümkün değildir!

   Kuran’da geçen: “Müşrikleri nerede bulsanız öldürünüz!” (Tövbe:5) hükmü, İslam ve Müslümanlara ne kadar da zararlar veriyor! Oysaki, önceden de söylediğimiz gibi bu hüküm haktır ve doğrudur, fakat İslam’ın ilk dönemleri içindir!

   İslam’ın ilk dönemlerinde kutsalımız tekti ve o da “Allah” idi! Şimdiyse birçok kutsallarımız vardır. Allah, peygamber, imamlar, Kuran, İmam zadeler, seyitler, Müçtehitler, Muharrem ve Sefer ayları, aşura, Erbain ziyareti, mescit, cami vs. Kısacası şu anda yüzlerce kutsallarımız vardır ve bunların hangisini koruyacağımızı da bilemiyoruz!

   Bu kutsallarımız dışında, insanların birbirlerine saygı göstermeleri yerine bir de günümüzde mezhep üzerinden tekfircilikler çıkmıştır! Vahhabiler Şiilerin, Şiiler de Vahhabilerin cehennemlik olduklarını iddia ederler! Bu taraf ötekini iptal ediyor, öteki de bu tarafı iptal ediyor vs.! Gayri İslami dinleri ise hepten iptal ediyorlar! Bunun dışında bir de Şiiler kendi içlerindeki farklı fraksiyonları Sünniler de öyle diğer kolları iptal ediyorlar!

   Şiiler kendi aralarındaki “Velayet-i Fakih” ekolüne karşı olanlara “ölüm” sloganıyla karşı çıkarlar. Yani bir Şii “Velayet-i Fakihi” kabul etmez ise, ona “ölüm” diyorlar. Bunu söyleyenler de alimleridir, siyasileri ya da avam halkı değildir!

   Kısacası avam ve siyasileri, alimlerinden daha insaflı olmuşlardır! Çünkü din, “alimlerinin dükkanlarına dönüşmüştür!” Milyarlarca dolar “humus” işin içine girdiği için, ölümüne de olsa birbirlerinin zıddına fetvalar veriyorlar! Tabi ki biz burada tüm alimleri kastetmiyoruz! İmam Ali (as)’da: “Ey Irak ehli, ey küfür ve nifak ehli!”  Diye söylerken, bu sözlerinden geneli kast etmiştir! Yoksa teker teker Irak halkını kastetmiş değildir! Çünkü Malik Eşter, Habib b. Mezahir, Meysem Tammar, Hucr b. Ady vs. de Irak ehliydi! Tabi ki İmam bunları kast etmiyordu! Örneğin Şehit Sadr da “Velayet-i Fakihi” kabul etmiyordu ve bu düşünce hatalıdır diyordu. Bundan dolayı “o, kötü birisidir” diyebilir miyiz? Yani bu türden görüşler, beşerî içtihatlardır! Bizlerin de beşerî fikirler ile ilahi hükümleri birbirinden ayrıştırmamız gerek!