h.kanaatli @ hotmail.com

KURAN’DA NEDEN HZ. MUSA (AS) HAKKINDA BU KADAR BOLCA SÖZ EDİLMİŞTİR?

  Şöyle bir soru akla gelebilir: Kuran’da Hz. Musa (as)’dan bu kadar bolca övgüyle söz edildiğine göre, acaba Hz. Muhammed (sav)’in onu örnek aldığını söyleyebilir miyiz? Çünkü Kuran’da hiçbir nebi hakkında onun kadar bolca söz geçmemiştir!

   Cevap

   Kuran, ilmi bir kitap değildir! Mev’ize kitabıdır. Bunun için onda hem gerçek türü hem de masal türü sözler vardır!

    Yani Kuran, “Kelamullah” değil, “ilahi kelamdır!” ve hayır boyutlu bir kitaptır! Bu kitap ile Nebi, insanları hidayet etmek, putlar ile savaşmak, devleti ve toplumu oluşturmak, birbirinden farklı kabileleri bir araya getirip kardeş yapmak ve bu yolla da insanları kurtuluşa erdirmek istiyordu!

   Hz. Musa (as) ile ilgili kıssaların Kuran’da fazlaca yer alması ya da Hz. Muhammed (sav)’in Hz. Musa’ya bu kadar önem vermesinin nedenine gelince, şunu söylemek mümkündür:

-“Hz. Muhammed (sav) o dönemde devlet teşkilinin çabasındaydı. Musa Nebi’den de başka hiçbir nebi bir devlet teşkilinde bulunamamıştır. Salih, Semut, Zekeriya, Yahya ve de Nuh nebi, örnek alınacak bir devlet teşkil etmemişlerdi. Müslümanların ve de İslam Peygamberinin örnek alabilecekleri devlet modelini, bir tek Musa Nebi teşkil etmişti!

   Bilindiği gibi Musa (as) İsrailoğullarını Mısır’dan kurtarıp Sina sahrasına geçirdi ve onları savaşa davet etti. Kuran ise Tevrat’a iman edip onu tastık etmesinden dolayı (En’am:92) Musa ile ilgili 30 tane kısas nakletti ve o kıssaların tümünde Müslümanlara; “Musa’ya da itaat edin ve onu örnek alın” denilmektedir! Oysaki gerçekte Firavun ile yaptığı savaş hariç, diğer savaşları yapan, onun vasisi Yuşa b. Nun’ dur! Fakat Kuran Tevrat’a dayanarak öyle aktarıyor! Ayrıca “kital’ de de Musa’ya itaat ediniz” demek için, ondan fazlasıyla kıssalar naklediyor ve şöyle diyor: “Ey iman edenler! Siz Musa’ya eziyet eden kimseler (Yahudiler) gibi olmayın!” (Ahzab: 69)

   Kuran, bu sözü sürekli tekrar edip duruyor! Bundaki maksadı, bir ümmet teşkil etmektir. Onun için Musa ve Yahudileri örnek gösteriyor! Nitekim Zekeriya, Yahya vs. gibi nebiler değil de, yalnızca Musa bir ümmet teşkil etmişti ve bundan dolayı da onun üzerinde fazlasıyla durmaktadır!

   Devlet kurmada Hz. Musa’nın durumu, Hz. Muhammed (sav)’in durumuna çok benziyordur. Bunun, Kuran’da Musa ile ilgili birçok kıssalarının yer almasında da etkisi vardır!

   Diğer bir etkisi de Yahudilerin Medine’de fazlasıyla bulunmasıydı! Yani neredeyse Medine’nin yarısına yakını Yahudi milletiydi. Onlar, şiddetli bir şekilde de İslam’ın ve nebinin aleyhine uğraşan bir milletti! Peygamber de Kuran’daki o kıssalar ile onların kusurlarını beyan ediyordu. Yani onlara diyordu ki, “sizler nebileri öldürdünüz, Musa’ya eziyetler ettiniz vs.” Bu konular Tevrat’ta da geçiyor!

   Örneğin İsrailoğullarının “Buzağı” ya tapma hadiseleri Musa için büyük bir eziyet idi! Hz. Musa İsrailoğullarını Firavun’un elinden kurtarıp kızıl denizi bu tarafa geçirir geçirmez ve onların üzerinden 30 günlüğüne ayrılıp Sina dağına Rabbiyle münacaatta bulunmak için gitmesiyle birlikte, o kavmi 3 gün sonra derhal Buzağı ’ya tapmaya başladılar!

   Benim şahsi kanaatimce onların bu eyleminden şunu anlamalıyız:

-“Aslında Yahudiler muvahhit bir topluluk değillerdi! Çünkü muvahhit olan bir topluluk 3 gün içerisinde ineğe tapmaz! Nitekim Kuran’da onların daha önce de ineğe taptıklarından şöyle bahsedilir: “Küfürleri yüzünden kalplerinde buzağı (muhabbeti) yerleştirilmişti!” (Bakara: 93)

   Buzağı ya da inek, Hindistan’da da önemli bir varlıktır! Çünkü bölgenin insanlarının geçim kaynağı hayvancılık ve ziraata dayalıydı. Onlar, süt ve süt ürünleriyle hayatlarını idame ettiriyorlardı! Bundan dolayı, inek onların nezdinde kutsal bir varlığa dönüşmüştü. Bunun için de ineğe tapıyorlardı. Daha açıkçası; Yahudiler şayet önceden ineğe tapmamış olsalardı, peki Musa Nebi onları Firavun’un zulmünden kurtarır kurtarmaz nasıl oluyor da hemen ineğe tapmaya başlıyorlar! Örneğin bir insan nikotin bağımlısı olur ise ve sigarayı bir iki aylığına terk edip tekrar onu kullanmaya başlar ise, hemencecik o eski adetine alışabilir. Fakat sigaraya başlayanların ilk dönemlerde ona alışabilmesi için, aylarca zamana ihtiyaçları olur!

   Ridde olayı da öyledir! Yani müşrik Araplar putlara tapıyorlardı. Daha sonra Hz. Muhammed (sav) ile Allah perest oldular! Peygamber ölür ölmez onun dininden çıkıp yeniden putperest oluverdiler! Şayet onlar Hz. Muhammed’in dinine uymadan önce tevhit ehli kimseler olsalardı, Nebinin ölümünden sonra tekrar putlara dönüp yeniden onlara tapmaları muhal olurdu! Buradan hareketle diyebiliriz ki, Musa’nın kavmi olan bu Yahudiler de hem Kuran’ın hem de Tevrat’ın nassına göre aslında müşriktirler ve ineğe tapıyorlardı. Hz. Musa ise, onların içerisinde müstesna bir yere sahipti ve onları tevhit dinine davet etti. Hatta diyebiliriz ki Firavun da tevhide inanıyor ve ona ibadet ediyordu. Musa da eğitimini, kendi kavminden değil de Firavun’dan almış ve tevhidi ondan öğrenmişti! Çünkü kendi kavmi Buzağı’ya tapıyordu. Bundan dolayıdır ki ben, Yahve’nin İblislerin ilahı olduğunu söylüyorum! Çünkü aslında Yahudiler muvahhit değillerdi ve sonraları da Yahve’nin Allah olduğunu uydurdular! Görüyoruz ki sonradan onların uydurması olan Yahve, Yahudi ırkını üstün kılıyor ve onları, kendilerinden olmayan çocuk, kadın, erkek vs. gibi her kesi, o uyduruk ilahın emriyle öldürüp duruyorlardı!

   Şöyle bir şey denilebilir

   Siz Yahve’ nin Şeytanların İlahı olduğunu söylüyorsunuz, çünkü “onun adam öldürmeyle ilgili birçok emirleri vardı” diyorsunuz! Peki Kuran’da onun emirlerine benzer birtakım ayetler de mevcuttur, örneğin “Zerbü’r-Rikab/ boyun vurmak.” (Muhammed: 4); “Ahzü’l- Genaim/ Ganimetleri almak.” (Enfal Suuresi); “Esir alma konusu.” (Enfal :67) vs. Bunlara ne diyeceksiniz?

   Cevap

   Ben bu sorunuzun cevabını, batıl ehlinin alametlerinin ne olduğunu söylemekle vermek istiyorum! Sizler de ona göre buradan kimin hak ve kiminde batıl ehli olduğunu çıkarabilirsiniz!

   Batıl ehlinin alametleri şunlardır:

   Birincisi: Batıl ehli işgalcidirler! Örneğin İsrail Filistinlilerin toprağını işkal etmiştir ve tüm dünya onların işgalci olduklarını biliyordur! Yani onlar o toprakları işgal etmişlerdir ve bu da batıldır!

  İkincisi: Batıl ehli her zaman kendini hak elbisesiyle örter! Örneğin işledikleri zulme; “insan hakları”, “hukukun üstünlüğü”, “özgürlük”, “Demokrasi” vs. süsü verirler! Nitekim Vietnam ve diğer ülkeler ile yaptıkları savaşların tümünü, bu tatlı isimler adı altında yaparlar! Yani batıl ehli her zaman değerler elbisesiyle kendilerini kamufle ederler! Fakat hak ehli böyle değildir. Onlar bu türden elbiseler giymeye ihtiyaç duymazlar. Onlar riya, nifak vs. yapmazlar, yalnızca hakka bakarlar!

   Üçüncüsü: Hak ehli, zayıf bile olsalar, hakkın ölmemesi için onu sonuna kadar korurlar. Çünkü “hak”, beşer arasında ölür ise, asır zulmet asrı oluverir! Buzul çağına dönülür! Dolayısıyla tüm kavimlerdeki hak ehlinin, hakka dair bir ilgisi vardır! Hatta kimi Yahudiler de böyledir ve onlardan bazıları da büyük ariflerdendirler! Örneğin Spinoza, İbn Maymun vs. gibileri de Yahudi ariflerdendirler! Dolayısıyla bütün kavimlerde hakka dair bir temayüz vardır ve hepsi de batıl değildir!

   İşte batı ehlinin bu 3 vasfı vardır. Kuran’a da baktığımızda tüm kabilelere şirk, putperestlik, savaş vs. nin musallat olduğundan bahsettiğini görüyoruz! Onlarda Allah ismi değil de hep putların isimlerinin bulunduğunu müşahede ediyoruz! Bundan dolayı da o türden kabilelerde “hak” zayıf kalmıştır!

   Birtakım insanlar gelmiş bunları ahlaka ve hakka davet etmişlerdir. Fakat bunlar onlarla savaşa girişmemişlerdir! Yani savaşı ilk başlatan tarafın olması, batıl ehlinin alametlerindendir! Bundan olsa gerek İsrail, her zaman savaşı ilk başlatan taraf olmuştur! Amerikan da öyledir!

   Kuran bunlar hakkında şöyle der:

-“Allah’ın nurunu ağızlarıyla (üfleyip) söndürmek istiyorlar! Allah nurunu tamamlayacaktır!” (Tevbe: 32) 

  Ayetin; “Onlar…istiyorlar” demesi, yani savaşı ilk başlatan tarafın, onlar olduğuna işaret etmesidir!

   Diğer bir ayette de şöyle denilir:

-“Ne zaman savaş için bir fitne ateşi körükledilerse, Allah onu söndürdü!” (Maide :64)

   Yani hak ehli barışçıdırlar! Batıl ehli ise her zaman savaşı başlatan taraftır. Çünkü batıl taraf savaştan ve kıtalden beslenir! Irak lideri Saddam da öyleydi. O da iktidarını savaşla ayakta tutuyordu. İran-Irak savaşı, Irak-Kuveyt savaşı, Irak Kürt savaşı vs. Saddam’ın ayakta kalmasına vesile oluyordu! Ve Saddam’ın ömrü hep savaşlarla geçti. Amerikan ve İsrail de öyledir! Bunlar da iktidar varlıklarını hep savaşlarla ayakta tutuyorlar!

   İslam’ın ilk doğuşu da öyleydi. Peygamber ve Müslümanlara karşı savaşı ilk başlatan taraf Mekke müşrikleriydi. Onlar durmadan Müslümanlara zulmediyorlardı! Yaser ve eşi Sümeyye’yi de onlar öldürdü, Habeşistanlı Bilal’e de büyük işkenceler yaptılar! Peygamberi de öldüreceklerdi, fakat peygamber bir gece vakti onların elinden kaçıp Medine’ye hicret etti! Dolayısıyla savaşı başlatan taraf, hep Mekke’li müşrikler oldu!

   O dönemlerde Müslümanlardan 81 ya da 201 kişi Habeşistan Kralı Necaşi’ ye sığındı. Çünkü dünya Müslümanlara dar edilmişti! Peygamber Medine’ye hicret ettikten sonra, orada da onu rahat bırakmadılar. Bedir, Uhut ve Ahzap savaşlarını başlattılar! Bu savaşların üçünde de Nebi savunma savaşı yaptı. Daha sonraları da saldırı savaşına geçti!

   Gazze’de de öyle oldu! Uzunca yıllar İsrailliler Filistinlileri hep katledip durdu! Onları sürgüne zorladı. Filistin halkının büyük bir kısmı Suriye, Ürdün, Lübnan ve diğer ülkelere göç etme zorunda bırakıldı! / Ekim 2023 tarihinde ilk olarak Filistinliler İsraillilere hücum etti! Bundan dolayı da bütün dünya ayaklandı ve adalet ehli oldu! Birisi çıkıp da demedi ki, yahu 70 küsür yıldır İsrail Filistinlilere savaş açıyor, onları Arap ülkelerine göçe zorluyor, ilk olarak bir kez de onlar İsraillilere saldırıda bulundular! Bundan dolayı bunları bu kadar fazlaca cezalandırmak doğru değildir!

   Kuran daha sonraları; “Müşrikleri nerede bulursanız öldürün” (Tevbe: 5) diye müşriklerin öldürülmelerine izin verdi! Yani baktılar ki, müşrikler nerede Müslümanları bulsalar orada onları yok ediyorlar, bunun için ayet gelip “siz de onlara aynısını yapınız “diye onların önlerini açtı! Filistinliler de aynen öyle, İsraillilerin kendilerine yaptıklarının karşılığını görmeleri için onlara da aynısını yaptı!

   Hatta Yahudiler yer yüzünde “Filistin” ismini dahi yok etmek istedi ve dünyaya adeta “Filistin” ismin unutturmuşlardı! Dolayısıyla Nebinin saldırı savaşını meşru görmesi onun hakkıydı! Kanaatimce de “müşrikleri öldürün” emri bir aşamaydı ve o döneme has bir icraattı!

   Daiş, Taliban ve şiddetten yana olan Vahhabi ve Selefiler şöyle derler: “Bu ayet her dönem için geçerlidir! Kuran ayetlerinde geçen hatta köle ve cariye alıp satmak dahi kıyamete kadar geçerli ve de helaldir!”

   Fakat benim görüşüme göre, bu ayetler o döneme ve o şartlara has ayetlerdir! Yani bazı ayetler belirli bir zamana ait hükümler içerir! Kimi ahlaksal ayetler ise, kıyamete kadar geçerli ayetlerdirler! Örneğin “Allah adaleti ve iyiliği emreder!” (Nahl: 90) ayetinde yer alan “adalet” ve “iyilik” gibi değerler, kıyamete kadar yürürlükte olması gereken değerlerdirler! Ve yine “Emaneti ehline veriniz!” (Nisa :58) ayetindeki değer de öyledir! Yani kıyamete kadar emanet ehline verilmelidir!