Bir Okuldan Fazlası: Iğdır Lisesi İçin Yükselen Hafıza Çığlığı

(Erdal Yalçın) Iğdır’da son günlerin en çok konuşulan konularından biri olan eski Iğdır Lisesi’nin geleceği, bu kez yalnızca bir bina tartışması olarak değil; bir şehrin hafızası, kültürü ve geçmişi üzerinden derin bir toplumsal yüzleşmeye dönüştü. Kentin fikir insanlarını, eğitimcilerini, sanatçılarını ve mezunlarını aynı masa etrafında buluşturan söyleşi programı, zaman zaman hüzünle, zaman zaman umutla örülü unutulmaz anlara sahne oldu.

Gönüllüler tarafından oluşturulan “Düşünce Otağı” platformunun gerçekleştirdiği buluşmada, 1965 yılında eğitim hayatına başlayan ve Iğdır’ın ilk lisesi olma özelliğini taşıyan Iğdır Lisesi’nin akıbeti masaya yatırıldı. Yakın zamanda ortaokula dönüştürülen tarihi yapının korunup korunmaması gerektiği üzerine yapılan değerlendirmeler, sadece teknik bir yapı tartışmasının ötesine geçerek “bir kentin ortak belleği nasıl korunur?” sorusunu gündeme taşıdı.

Yaklaşık 60 yıllık geçmişiyle binlerce mezun veren okulun, Iğdır’ın eğitim tarihinde bir dönüm noktası olduğuna dikkat çekilen söyleşide; yapının yıkılması halinde yalnızca beton duvarların değil, kuşakların anılarının da yok olacağı vurgulandı. Katılımcılar, okulun bir müzeye dönüştürülmesi, restore edilmesi ya da yeniden işlevlendirilmesi gibi seçenekleri tartışırken, duygusal anlar sık sık salona hâkim oldu.

Söyleşi boyunca en dikkat çeken nokta ise farklı görüşlere rağmen herkesin aynı ortak duyguda birleşmesiydi: Iğdır Lisesi’nin sıradan bir bina olmadığı…

Kimileri modern bir eğitim yapısının gerekliliğini savunurken, kimileri de tarihi dokunun korunmasının şehrin kültürel kimliği açısından vazgeçilmez olduğunu dile getirdi. Ancak her iki görüşte birleşen temel hassasiyet, kararların kamu yararı gözetilerek, şeffaf bir biçimde ve halkın görüşleri dikkate alınarak verilmesi gerektiği oldu.

Etkinlikte konuşan akademisyen Sözer Akyıldırım, “Iğdır’ın Tarihi Dokusunu Korumak: Iğdır Lisesi” başlığı altında yürüttüğü değerlendirmede, yapının yalnızca fiziksel bir mekân olmadığını; şehir kültürünün taşıyıcı unsurlarından biri olduğunu ifade etti.

Emekli öğretmen Ekrem Baydar’ın, “Hâlâ okulun önünden geçerken arkadaşlarımın ayak izlerini arıyorum” sözleri salonda derin bir sessizlik oluştururken, söyleşiye ev sahipliği yapan Pınar Bindik’in “Iğdır Lisesi’nin yıkılması, 60 yıllık anıların da yıkılmasıdır” ifadeleri duygu dolu anların yaşanmasına neden oldu.

Öğretmen ve dağcı Bilgihan Ova ise okulun yalnızca eğitim veren bir kurum değil; aynı zamanda Iğdır’ın sanatsal ve kültürel hafızası olduğunu belirterek, “Orası sadece bir bina değil, bu şehrin bütün hikâyelerinin yaşadığı bir mekândır” dedi.

Şair Allahverdi Akyüz de gençliğinin en önemli yıllarını o okulda geçirdiğini anlatarak, ilk duygusal şiirini Iğdır Lisesi’nde yazdığını söyledi. Salondaki birçok katılımcının paylaştığı anılar, okulun kent insanı üzerindeki etkisini bir kez daha gözler önüne serdi.

Söyleşi boyunca bilimsel veriler, mühendislik raporları, güçlendirme ihtimali ve modern eğitim ihtiyaçları da gündeme taşındı. Ancak tartışmaların merkezinde yalnızca “yıkılsın mı, yıkılmasın mı?” sorusu değil; “bir şehrin hafızası nasıl korunur?” düşüncesi vardı.

Bazı katılımcılar, yeni ve estetik bir eğitim yapısının inşa edilmesinin de geleceğin anılarını oluşturacağını savunurken; tarihi yapının korunmasını isteyenler ise geçmişle bağın koparılmaması gerektiğini dile getirdi.

Program sonunda ortaya çıkan en güçlü mesaj ise şu oldu:

Iğdır Lisesi meselesi artık yalnızca bir okul meselesi değil; bir kentin geçmişine, kültürüne ve ortak vicdanına dair verilen önemli bir sınav…